İçinde Otu Bulunan Kelimeler



İçinde OTU olan 36 kelime bulunuyor. İçerisinde OTU geçen kelimeler ve kelime anlamları.

Ayrıca, "Otu ile başlayan kelimeler. Otu ile biten kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

14 Harfli Kelimeler

SEMİZOTUGİLLER25

11 Harfli Kelimeler

OTURAKLILIK15

10 Harfli Kelimeler

OTURMUŞLUK18, OTURTULMAK14, OTURTMALIK14

9 Harfli Kelimeler

OTURUŞMAK16, OTURMALIK13, OTURTULMA13, OTURULMAK13

8 Harfli Kelimeler

OTUZUNCU18, OTURUŞMA15, SIÇANOTU15, SEMİZOTU15, OTURACAK13, OTURULMA12, OTURAKLI11, OTURTMAK11

7 Harfli Kelimeler

AĞIZOTU20, OTURMUŞ14, POTURLU14, OTUZLUK13, ADAMOTU12, DEREOTU11, OTURTUM11, OTURMAK10, OTURTMA10

6 Harfli Kelimeler

OTURUŞ12, OTUZAR11, OTURUM10, OTURMA9, OTURAK8

5 Harfli Kelimeler

POTUK11, POTUR11, ÇOTUK10, LOTUS8

4 Harfli Kelimeler

OTUZ9


OTURAK


[isim]
  • Oturulacak yer veya şey
[sıfat]
  • Bacaklarında veya başka bir yerinde, gezmesine engel olacak bir özrü olduğundan hep evde oturan (kimse), kötürüm
[denizcilik]
  • Kürekli teknelerde kürekçilerin oturduğu enli tahta

Birleşik Kelimeler: oturak âlemi, oturak kündesi


LOTUS (Kelime Kökeni: Latince)


[isim] [bitki bilimi]
  • Nilüfer cinsinden birçok bitkiye verilen genel ad

OTURMA


[isim]
  • Oturmak işi

    Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir. - Yusuf Ziya Ortaç

Birleşik Kelimeler: oturma belgesi, oturma duvarı, oturma grevi, oturma grubu, oturma izni, oturma mobilyası, oturma odası


OTUZ


[isim]
  • Yirmi dokuzdan sonra gelen sayının adı
[sıfat] [matematik]
  • Üç kere on, yirmi dokuzdan bir artık

Ata Sözleri ve Deyimler

  • otuz iki dişe keman çaldırmak

Birleşik Kelimeler: otuzbeşlik, otuz kere, üç otuzunda


OTURMAK


[-e]
  • Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek

    Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu. - Sait Faik Abasıyanık

[nesnesiz]
  • Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak

    Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız. - Tarık Dursun K.

[-i]
  • Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak

    Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti. - Tarık Buğra

[-de]
  • Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek

    Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar. - Burhan Felek

[nesnesiz]
  • Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak

    Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?

[nesnesiz]
  • Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek

    Temelin bu tarafı on santim oturmuş.

[-le]
  • Biriyle beraber yaşamak

    O günden beri enişte beyle oturuyorum. - Sermet Muhtar Alus

[nesnesiz]
  • Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek

    Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu.

[nesnesiz]
  • Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak

    Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı. - Memduh Şevket Esendal

Ata Sözleri ve Deyimler

  • oturup kalkmak


OTURTMA


[isim]
  • Oturtmak işi

Birleşik Kelimeler: patlıcan oturtması


OTURUM


[isim]
  • Bir meclis veya kurulun çözümlenmesi gereken sorunları görüşüp tartışmak için yaptığı birleşimlerden her biri, celse

    Onun adaylığı konuşulurken kıdemli doçent olarak ben de oturuma katılmıştım. - Haldun Taner

Birleşik Kelimeler: açık oturum, birleşik oturum, gizli oturum, kapalı oturum


ÇOTUK


[isim]
  • Dışarıda kalmış ağaç kökü

OTURAKLI


[sıfat]
  • Sağlam, gösterişli

    Çoğu dört köşe, kalın, oturaklı olan Arap üslubu minareler o ruhaniliği vermez. - Refik Halit Karay

[mecaz]
  • Saygı uyandıran, ağırbaşlı (kimse)

    Seçmenleriniz sizin daha bir oturaklı, daha bir ağırbaşlı, daha bir ölçülü olmanızı isterler. - Haldun Taner


OTURTMAK


[-e] [-i]
  • Oturma işini yaptırmak

    İçeri girer girmez bileğimden kavradı, önüne beni oturttu, hayvanı mahmuzladı. - Sermet Muhtar Alus


DEREOTU


[isim] [bitki bilimi]
  • Maydanozgillerden, ince yapraklı, bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir bitki (Anethum)

OTURTUM


[isim] [müzik]
  • Bir müzik parçasının seslendirilişinde insan sesleri ile çalgıların görevlendiriliş düzeni

OTUZAR


[sıfat]
  • Otuz sayısının üleştirme sayı sıfatı

POTUK


[isim] [halk ağzında]
  • Deve yavrusu
[sıfat]
  • Kırmalı ve geniş

POTUR


[isim]
  • Arka tarafında kırmaları çok, bacakları dar bir pantolon türü

    Ayağında lacivert Karamürsel kumaşı bir potur vardı. - Sait Faik Abasıyanık

[sıfat]
  • Kırmalı ve potlu