İçinde İnd Bulunan Kelimeler



İçinde İND olan 165 kelime bulunuyor. İçerisinde İND geçen kelimeler ve kelime anlamları.

Ayrıca, "İnd ile başlayan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

15 Harfli Kelimeler

ÖKSÜZSEVİNDİREN36, DEVİNDİREBİLMEK28, BİNDİRİLEBİLMEK22, TİKSİNDİRİCİLİK21

14 Harfli Kelimeler

DEVİNDİREBİLME27, İNDİRGENEBİLİR22, BİNDİRİLEBİLME21

13 Harfli Kelimeler

MUVACEHESİNDE31, İNDİVİDÜALİZM29, İNDİVİDÜALİST26, DİNDİRİVERMEK24, DEVİNDİRİLMEK24, KENDİLİĞİNDEN24, SEVİNDİRİLMEK23, BİNDİREBİLMEK20, DİNDİREBİLMEK20, İNDETERMİNİZM20, İNDETERMİNİST17

12 Harfli Kelimeler

DEVİNDİRİLİŞ25, DİNDİRİVERME23, DEVİNDİRİLME23, SEVİNDİRİLME22, DİNDARLAŞMAK20, BİNDİREBİLME19, DİNDİREBİLME19, RADDELERİNDE18, TİKSİNDİRİCİ18, SİLKİNDİRMEK16, TİKSİNDİRMEK16

11 Harfli Kelimeler

DEVİNDİRİCİ24, SEVİNDİRİCİ23, DEVİNDİRMEK22, İNDİRGEYİCİ22, GEÇİNDİRMEK21, HİNDİGİLLER21, SEVİNDİRMEK21, ZİNDELEŞMEK20, DİNDARLAŞMA19, KARAHİNDİBA19, NİHAYETİNDE19, İKİNDİÜZERİ18, İNDİRGENMEK18, MESABESİNDE18, SEZİNDİRMEK18, TEPİNDİRMEK18, ZİNDANDELEN18, BERABERİNDE17, İNDİRGENLİK17, BİNDİRİLMEK16
Tümünü Gör

10 Harfli Kelimeler

HİNDOLOJİK27, DEVRİHİNDİ24, ÇİĞİNDİRİK22, SİLİNDİRAJ22, DEVİNDİRME21, GEÇİNDİRME20, SEVİNDİRME20, DEMİRHİNDİ19, GİBİSİNDEN19, İNDİRGENİŞ19, SEBKİHİNDİ19, ZİNDELEŞME19, DİŞİNDİRİK17, İNDİRİMSİZ17, İKİNDİÜSTÜ17, İNDİRGEMEK17, İNDİRGENME17, SEZİNDİRME17, TEPİNDİRME17, HELALİNDEN16
Tümünü Gör

9 Harfli Kelimeler

HİNDOLOJİ26, DİNDAŞLIK17, İNDİKATÖR17, İNDİRGEME16, İNDİBİNDİ15, SAYESİNDE15, BİNDİRMEK14, DİNDİRMEK14, DİNDARLIK14, İNDÜKLEME14, ESİNDİRME13, İKİNDİYİN13, KENDİNDEN13, SİNDİRMEK13, İNDİRİLME12, İNDİRİMLİ12, İNDİRTMEK12, KİNDARLIK12

8 Harfli Kelimeler

HİNDOLOG20, HİNDUİZM19, HAYDİNDİ18, ZİNDANCI17, VAKTİNDE16, DİNDİRİŞ15, İNDÜKLEÇ15, NEZDİNDE15, ÜZERİNDE15, BEYNİNDE14, İNDİRGEN14, SİNDİRİŞ14, BİNDALLI13, BİNDİRİM13, BİNDİRME13, DİNDİRME13, DEMİNDEN13, ZİNDELİK13, AKABİNDE12, BİLİNDİK12
Tümünü Gör

7 Harfli Kelimeler

HİNDİCİ16, PEŞİNDE16, GÜNİNDİ15, HİNDİBA15, İVRİNDİ15, İNDİFAİ15, İNDİYUM13, İNDİRİŞ12, İNDİNDE11, YERİNDE11, İNDİRİM10, İNDİRME10, ELİNDEN9, RİNDANE9

6 Harfli Kelimeler

İNDİFA14, DİND13, İÇİNDE11, ZİNDAN11, DİNDAR10, İNDEKS9, MİNDER9, İKİNDİ8, KİNDAR8

5 Harfli Kelimeler

HİNDU12, HİNDİ11, ZİNDE10, BİNDİ9, İNDİS8

4 Harfli Kelimeler

İNDİ6


İNDİ (Kelime Kökeni: Arapça ʿindī)


[sıfat] [eskimiş]
  • Herkesçe kabul edilebilecek bir temele bağlanamayıp yalnız bir kişinin kendi kanısına dayanan

    Bizden evvelki zamanların tarihleri hep değilse de ekseriyetle indi vesikalara istinat etmiştir. - Aka Gündüz


İKİNDİ


[isim]
  • Öğle ile akşam arasındaki zaman dilimi

    Akdeniz'in, ikindi güneşiyle kamaşmış büyük mavi meydanına başımı çevirerek gözlerimi çocuklara göstermeden ağladım. - Hamdullah Suphi Tanrıöver

[din bilgisi]
  • İkindi ezanı
[din bilgisi]
  • İkindi namazı

    İkindiyi kıldım.

Ata Sözleri ve Deyimler

  • ikindiden sonra dükkân açmak

Birleşik Kelimeler: ikindi ezanı, ikindi namazı, ikindiüstü, ikindiüzeri, ikindi vakti, ikindi zamanı, kırkikindi


KİNDAR (Kelime Kökeni: Farsça kīndār)


[sıfat]
  • Öç almak isteyen, kin tutan, kinci, kinli

    Kuru, kemikli yüzü solgun, duruşu ciddi, kara gözleri kindardı. - Kerim Korcan


İNDİS (Kelime Kökeni: Fransızca indice)


[isim]
  • Bir harf üzerine konulan işaret
[matematik]
  • Bir harf, benzer fakat yine de değişik biçimlerde iki veya daha çok kez kullanılmak istendiğinde harfin üstüne veya altına eklenen ayırıcı işaret
[matematik]
  • Bir kökün derecesini göstermek için kök işaretinin kolları arasına konulan sayı

ELİNDEN


Ata Sözleri ve Deyimler

  • ... elinden çıkmak
  • el (veya elini) uzatmak
  • el (veya elini) yakmak
  • el açmak
  • el almak
  • el atmak
  • el ayak (veya etek) çekmek
  • el ayak çekilmek
  • el bağlamak
  • el basmak
  • el bebek gül bebek
  • el bende!
  • el çekmek
  • el çektirmek
  • el çırpmak
  • elde (veya elinde) olmamak
  • elde avuçta (bir şey) kalmamak
  • elde avuçta (ne varsa)
  • elde etmek
  • el değiştirmek
  • el değmemek
  • elde kalmak
  • eldeki yara, yarasıza duvar deliği
  • elden ağza yaşamak
  • elden ayaktan düşmek (veya kesilmek)
  • elden bırakmamak (veya düşürmemek)
  • elden çıkarmak
  • elden çıkmak
  • elden geçirmek
  • elden gel!
  • elden geldiği kadar
  • elden gelmemek
  • elden gitmek
  • elden kaçırmak
  • elden kaçmak
  • elden ne gelir?
  • elde tutmak
  • el dokunulmamak
  • ele alınır
  • ele alınmaz
  • ele almak
  • ele avuca sığmamak
  • ele bakmak
  • ele geçirmek
  • ele geçmek
  • ele gelmek
  • el elde baş başta
  • el elden kalmaz, dil dilden kalmaz
  • el elden üstündür (ta arşa kadar)
  • el el ile, değirmen yel ile
  • el eli yıkar, iki el yüzü
  • el el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz
  • el el üstünde oturmak
  • el ermez, güç yetmez
  • el etek öpmek
  • el etek tutmak
  • el etmek
  • ele vermek
  • eli (veya elleri) armut devşirmek
  • eli alışmak
  • eli altında olmak
  • eli ayağı (olmak)
  • eli ayağı (veya ayağına) dolaşmak
  • eli ayağı buz kesilmek (veya tutmamak)
  • eli ayağı titremek
  • eli ayağı tutmak
  • eli aza varmamak
  • eli boş çıkmak
  • eli boş dönmek (veya çevrilmek veya geri gelmek)
  • eli boş gelmek
  • eli cebine (veya cüzdanına veya kesesine) gitmemek (veya varmamak)
  • eli değmek
  • eli dursa ayağı durmaz
  • eli ekmek tutmak
  • eli eline değmemek
  • eli ermek
  • eli ermez gücü yetmez
  • eli genişlemek
  • eli gitmek
  • eli harama uzanmak
  • eli işe yatmak
  • eli kalem tutmak
  • eli kırılmak
  • eli kırılsın!
  • eli kolu (eli ayağı) bağlı kalmak (veya olmak)
  • eli kolu bağlı durmak
  • eli kurusun!
  • elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi
  • elinde ... var
  • elinde avucunda nesi varsa
  • elinde bulunmak (veya olmak)
  • elinde büyümek
  • elinde kalmak
  • elinden (bir şey) düşmemek
  • elinden (bir şeyi) düşürmemek
  • elinden almak
  • elinden bir iş (veya şey) gelmemek
  • elinden bir kaza (veya sakatlık) çıkmak
  • elinden geleni ardına (veya arkasına) koymamak
  • elinden geleni yapmak
  • elinden gelmek
  • elinden hiçbir şey kurtulmamak
  • elinden iş çıkmamak
  • elinden iyi iş gelmek
  • elinden kan çıkmak
  • elinden kurtulmak
  • elinden tutmak
  • elinde olmak
  • elinde olmak
  • elinde patlamak
  • elinde tutmak
  • eline (veya elinize veya ellerinize) sağlık
  • eline almak
  • eline ayağına kapanmak (veya sarılmak veya düşmek)
  • eline ayağına üşenmemek
  • eline bakmak
  • eline doğmak
  • eline düşmek
  • eline erkek eli değmemiş olmak
  • eline eteğine doğru
  • eline eteğine sarılmak
  • eline fırsat geçmek
  • eline geçmek
  • eline kalmak
  • eline su dökemez
  • eline tutuşturmak
  • eline yüzüne bulaştırmak
  • elini arı kovanına sokmak
  • elini ayağını (veya eteğini) kesmek (veya çekmek)
  • elini ayağını öpeyim
  • elini belli etmek (veya göstermek)
  • elini çabuk tutmak
  • elini kana bulamak (veya bulaştırmak)
  • elini kolunu bağlamak
  • elini kolunu sallaya sallaya gelmek
  • elini kolunu sallaya sallaya gezmek
  • elini kulağına atmak
  • elinin altında (olmak)
  • elinin hamuruyla erkek işine karışmak
  • elinin tersiyle çarpmak
  • elinin tersiyle itmek
  • elini oynatmak
  • elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi)
  • elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak
  • elini sürmemek
  • elini taşın altına koymak (veya sokmak)
  • elini veren kolunu alamaz
  • elini vicdanına koymak
  • elinle ver, ayağınla ara
  • eli olmak
  • eli para görmek
  • eli silah tutmak
  • eli varmamak (veya gitmemek)
  • eli yatmak
  • eliyle koymuş gibi
  • el kadar
  • el kaldırmak
  • el katmak
  • el koymak
  • ellerde gezmek
  • elleri (veya ellerin) dert görmesin
  • ellerim yanıma gelsin
  • eller yukarı!
  • elle tutulacak tarafı (veya yanı) kalmamak
  • elle tutulur
  • elle tutulur gözle görülür (veya dille anlatılır)
  • elle tutulur tarafı olmamak
  • el ovuşturmak
  • el öpenlerin çok olsun!
  • el öpmek
  • el öpmekle ağız aşınmaz
  • el pençe
  • el pençe divan
  • el pençe divan durmak
  • el sıkışmak
  • el sıkmak
  • el sürmemek
  • el tazelemek
  • el terazi, göz mizan
  • el tutmak
  • el üstünde tutmak
  • el vergisi, gönül sevgisi
  • el vermek
  • el vurmamak
  • el yarası onulur, dil yarası onulmaz
  • el yıkamak


RİNDANE (Kelime Kökeni: Farsça rindāne)


[sıfat] [eskimiş]
  • Rintçe

    O mecmuadaki gazelleri yüksek sesle okurken eski şiir lehçemizdeki beliğ ve rindane edaların zevkine varıyorum. - Yahya Kemal Beyatlı

[zarf]
  • Rintçe

İNDEKS (Kelime Kökeni: Fransızca index)


[isim]
  • Dizin
[ekonomi]
  • Gösterge

    Fiyat indeksi. Geçim indeksi.


MİNDER


[isim]
  • İçi yumuşak bir malzeme ile doldurularak dikilen, oturmaya, yaslanmaya yarar şilte

    Derin bir düşünceyle kurulmuştu mindere / Saçlarından tutarak hemen devirdim yere - Faruk Nafiz Çamlıbel

[spor]
  • Yer alıştırmalarında ve atlamalarda, düşmelerin sertliğini gidermek için kullanılan, deri veya kauçuktan yapılmış şilte
[spor]
  • Güreş karşılaşmalarının üzerinde yapıldığı, en az 10 santimetre kalınlığında, 9 metre çapında bir çember çizilmiş olan, çaprazlama köşeleri kırmızı ve mavi renklerle belirlenmiş yaygı

Ata Sözleri ve Deyimler

  • minder çürütmek
  • minderden kaçmak
  • minder dışına atmak

Birleşik Kelimeler: erkân minderi, güreş minderi, köşe minderi, yer minderi


BİNDİ


[isim]
  • Destek

İNDİRİM


[isim] [ticaret]
  • Fiyatta yapılan değer düşürümü, tenzilat, iskonto

    Ankara Palas'ta kendisine dörtte üç oranında indirim yapılırdı. - Çetin Altan

Ata Sözleri ve Deyimler

  • indirim yapmak

Birleşik Kelimeler: indirim merkezi, indirim saatleri, rütbe indirimi


İNDİRME


[isim]
  • İndirmek işi

Birleşik Kelimeler: hava indirme


DİNDAR (Kelime Kökeni: Arapça dīn + Farsça -dār)


[sıfat] [din bilgisi]
  • Din inancı güçlü, din kurallarına bağlı (kimse), mütedeyyin

    Dualarında hep hayırlı, dindar evlat isterdi. - Ömer Seyfettin


ZİNDE (Kelime Kökeni: Farsça zinde)


[sıfat]
  • Dinç, canlı, diri, sağlam

    Gerçi bıyıkları kırlaşmış ise de vücudu zinde. - Memduh Şevket Esendal

Ata Sözleri ve Deyimler

  • zinde tutmak

Birleşik Kelimeler: zinde kuvvet


İNDİNDE


[zarf] [eskimiş]
  • Bir kimseye göre

    Onun indinde varlığın, dirliğin, bir kara mangır kadar dahi hükmü olmadığını bilirlerdi. - Samiha Ayverdi


YERİNDE


[sıfat]
  • İyi, yeterli

    Binbaşı uzun boylu, ince yapılı, uzun kır bıyıklı, yaşlı ise de gücü yerinde, her işe eli yatan bir adam. - Memduh Şevket Esendal

[zarf]
  • Zamanı, yeri uygun düşerek, gerektiği biçimde

    Yerinde konuşmak.

[zarf]
  • Durumunda

    Sıkılacak ne var, doktor onun babası yerinde. - Memduh Şevket Esendal

Ata Sözleri ve Deyimler

  • yerinde bulmak

Birleşik Kelimeler: keyfi yerinde, yerli yerinde