Öğ ile Başlayan Kelimeler

ÖĞ ile başlayan 57 kelime bulunuyor. Başında ÖĞ olan kelimeler ve kelime anlamları.

Ayrıca, "İçinde öğ olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

11 Harfli Kelimeler

ÖĞRETMENEVİ31, ÖĞRETİCİLİK27, ÖĞRETMENLİK25

10 Harfli Kelimeler

ÖĞÜRLEŞMEK29, ÖĞRENCELİK26, ÖĞRENCİLİK26, ÖĞÜRTLEMEK26, ÖĞRENİLMEK24, ÖĞRETİLMEK24

9 Harfli Kelimeler

ÖĞÜTÇÜLÜK31, ÖĞÜRLEŞME28, ÖĞÜTÜLMEK27, ÖĞLEÜZERİ27, ÖĞÜTLEMEK25, ÖĞÜRTLEME25, ÖĞRETİLME23, ÖĞRENİMLİ23, ÖĞRENİLME23, ÖĞLENLERİ22

8 Harfli Kelimeler

ÖĞÜTÜLÜŞ30, ÖĞÜRTÜCÜ30, ÖĞÜTÜLME26, ÖĞLEÜSTÜ26, ÖĞÜTLEME24, ÖĞRETİCİ24, ÖĞÜRTMEK24, ÖĞRETMEN22, ÖĞRETMEK22, ÖĞRENMEK22

7 Harfli Kelimeler

ÖĞÜTÜCÜ29, ÖĞÜRLÜK24, ÖĞÜTMEK23, ÖĞÜRTME23, ÖĞÜRMEK23, ÖĞRETİŞ23, ÖĞRENCİ23, ÖĞLENCİ23, ÖĞRENİŞ23, ÖĞLEYİN22, ÖĞLENDE22, ÖĞRETME21, ÖĞRETİM21, ÖĞRENME21, ÖĞRENİM21

6 Harfli Kelimeler

ÖĞÜRÜŞ26, ÖĞÜTÇÜ26, ÖĞÜTÜŞ26, ÖĞÜRTÜ23, ÖĞÜRME22, ÖĞÜTME22, ÖĞRETİ19

5 Harfli Kelimeler

ÖĞLEN18, ÖĞREK18

4 Harfli Kelimeler

ÖĞÜN19, ÖĞÜR19, ÖĞÜT19, ÖĞLE17

ÖĞLE

[isim]

  • Gün ortası, öğlen, öğle vakti

    Ertesi gün öğleye kadar nasıl vakit geçireceğini bilemedi. - Peyami Safa

  • Öğle ezanı
  • Öğle namazı

    Öğleyi de kılar, sonra ağıla çıkarım. - Ömer Seyfettin

Birleşik Kelimeler: öğle arası, öğle ezanı, öğle namazı, öğle paydosu, öğle tatili, öğle uykusu, öğleüstü, öğleüzeri, öğle vakti, öğle yemeği, dalöğle

ÖĞLEN

[isim]

[halk ağzında]

  • Öğle

    Öğlene doğru seyirciler çoğalmaya başladı. - Ayşe Kulin

[gök bilimi]

  • Meridyen düzlemi, nısfınnehar

Birleşik Kelimeler: öğlen çemberi

ÖĞREK

[isim]

[halk ağzında]

  • At sürüsü

ÖĞRETİ

[isim]

[felsefe]

  • Bilimde, felsefede bir görüşü bir sistem içinde belli bir anlayışa, düşünceye dayalı olarak oluşturan ilke ve dogmalar bütünü, doktrin
  • Toplumda herhangi bir alanda çığır açan bir düşünce adamının ortaya koyduğu görüşler, ilkeler bütünü, doktrin

    Öğretisini başkalarına iletebilmekten umudunu kestiği anlar bile oluyordu. - Haldun Taner

  • Birbirine bağlı bilimsel veya felsefi düşünceler birliği, meslek
  • Belli bir görüşe dayalı çalışma anlayışının bütünü

ÖĞÜN

[isim]

  • Kez, defa
  • Yemek vakti

    Her öğün tıka basa yediği iki katlı ekmek kadayıfı ile.. - Halide Edip Adıvar

  • Bir vakitte yenilen yemek

ÖĞÜR

[isim]

[halk ağzında]

  • Akran

[sıfat]

  • Öğrenmiş

[sıfat]

  • Alışılmış, yadırganmaz olmuş, menus
  • Takım, fırka, zümre

Ata Sözleri ve Deyimler

  • öğür olmak

ÖĞÜT

[isim]

  • Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz, nasihat

    Bütün öğütlerine itaat ettiğim hâlde hiçbir şeye muvaffak olamıyorduk. - Aka Gündüz

Ata Sözleri ve Deyimler

  • öğütte (veya öğütlerde) bulunmak
  • öğüt vermek

ÖĞRETME

[isim]

  • Öğretmek işi

ÖĞRETİM

[isim]

  • Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim
  • Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi

Birleşik Kelimeler: öğretim bilgisi, öğretim elemanı, öğretim görevlisi, öğretim programı, öğretim üyesi, öğretim yardımcısı, öğretim yılı, açık öğretim, etkin öğretim, ilköğretim, ortaöğretim, teknik öğretim, temel öğretim, yaygın öğretim, yükseköğretim, dil öğretimi, gece öğretimi

ÖĞRENME

[isim]

  • Öğrenmek işi

    Öğrenme konusundaki yorulmayan açlığımı karşılayan bir okuldaydım. - Ayla Kutlu

Birleşik Kelimeler: sözel öğrenme

ÖĞRENİM

[isim]

  • Herhangi bir meslek, sanat veya iş için gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma, tahsil

    Öğrenimini bitirmeye bir yıl kala Türkiye'deki büyük fabrika sahiplerinden çağrılar alıyormuş. - Melih Cevdet Anday

Birleşik Kelimeler: öğrenim belgesi, öğrenim düzeyi, ilköğrenim, ortaöğrenim, öz öğrenim, yükseköğrenim, zorunlu öğrenim, dil öğrenimi

ÖĞLENLERİ

[zarf]

  • Öğle vaktinde
  • Her öğle

ÖĞRETMEN

[isim]

  • Mesleği bilgi öğretmek olan kimse, hoca, muallim, muallime

    Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım bazen. - Yusuf Ziya Ortaç

Birleşik Kelimeler: öğretmenevi, başöğretmen, rehber öğretmen, sınıf öğretmeni

ÖĞRETMEK

[-e]

[-i]

  • Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak

    Böyle görünmesini öğretmişler, sağlam bir terbiye almış. - Refik Halit Karay

  • Yetenek kazandırmak
  • Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak

    Bir şeyi bir adama öğretmek için öğretenle öğrenen arasında mutlaka ruhi bir yakınlık lazımdır. - Burhan Felek

ÖĞRENMEK

[-i]

  • Bilgi edinmek

    Gerçi yeni nesil, eskiyi öğrenmekte bir fayda görmüyor ama ben gene de yazayım. - Burhan Felek

  • Bellemek

[nesnesiz]

  • Beceri kazanmak

    Her şeye dikkatli baktığı için öğrenmişti. - Refik Halit Karay

  • Haber almak

    Az bir sürede bütün köy bu kurşunları sıkanın Hasan olduğunu öğrendi. - Yaşar Kemal