SPEKÜLASYON Harflerini İçeren 5 Harfli Kelimeler

SPEKÜLASYON harflerini içeren 5 harfli 37 kelime bulunuyor. 5 harfli SPEKÜLASYON kelime türetme listesi ve kelime anlamları.

PESÜS13, KOPYA12, KÜSPE12, SEPYA12, ESPAS11, PAYEN11, KOPAL10, LAPON10, PLASE10, POLEN10, POLKA10, SÜYEK10, SALEP10, KÜNYE9, PANEL9, SOYKA9, SÜKSE9, SÜSEN9, YOKSA9, ALYON8, KOLYE8, KOLAY8, KONYA8, OYNAK8, SASON8, YOLAK8, AKSON7, ESANS7, KONSA7, KENYA7, SOLAK7, SALON7, SEANS7, ASLEN6, KOLAN6, LANSE6, AKLEN5

AKLEN (Kelime Kökeni: Arapça ʿaḳlen)

[zarf]

[eskimiş]

  • Akıl gereğince, akıl yönünden

ASLEN (Kelime Kökeni: Arapça aṣlen)

[zarf]

  • Kök veya soy bakımından

KOLAN

[isim]

  • At, eşek vb. hayvanların semerini veya eyerini bağlamak için göğsünden aşırılarak sıkılan yassı kemer

    Adam döndü, beygirinin semerini almak için kolanını çözmeye başladı. - Necati Cumalı

  • Dokuma, deri, kenevir vb. maddelerden yapılan yassı ve enlice bağ

[halk ağzında]

  • Yünden veya iplikten yapılmış, üzeri işli ince kuşak

Ata Sözleri ve Deyimler

  • kolan çekmek
  • kolan vurmak

Birleşik Kelimeler: kolan balığı

LANSE (Kelime Kökeni: Fransızca lancé)

[sıfat]

  • Önceleme

Ata Sözleri ve Deyimler

  • lanse etmek

AKSON (Kelime Kökeni: Fransızca axone)

[isim]

[anatomi]

  • Sinir uyarmalarını sinir hücresinin gövdesinden diğer sinir hücrelerine taşıyan uzantı

ESANS (Kelime Kökeni: Fransızca essence)

[isim]

[kimya]

  • Bitkilerden türlü yollarla çıkarılan veya kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı

    Buğday kokusu, ekmek kokusu gibi toprak kokusu da en nefis esanslardan daha asil bir mahiyet taşıyor. - İbrahim Alâeddin Gövsa

Birleşik Kelimeler: limon esansı

KONSA

[isim]

[hayvan bilimi]

  • Taşlık

SOLAK

[isim]

  • Genellikle sol elini kullanan kimse

[tarih]

  • Yeniçeri Ocağının, padişahın gözeticiliğini yapan asker sınıfı

    Yanı başındaki elli altmış solaktan başka yeniçerilerle birlikte bütün birliklerin ileri atılması için buyruk verdi. - Nihal Atsız

SALON (Kelime Kökeni: Fransızca salon)

[isim]

  • Bir evde konukları ağırlamakta kullanılan en geniş oda

    Hasta alt kattaki salona kadar gitti ve bir kanepenin üstüne düştü. - Peyami Safa

  • Toplantıların, kutlamaların, gösterilerin yapıldığı geniş yer

    Düğün salonu. Konferans salonu.

  • Dükkân, mağaza

    Çay salonu. Berber salonu.

Birleşik Kelimeler: salon adamı, salon bitkileri, salon çamı, salon çiçeği, salon kadını, bekleme salonu, berber salonu, bilardo salonu, dans salonu, dinleme salonu, dinlenme salonu, düğün salonu, güzellik salonu, kabul salonu, lostra salonu, merasim salonu, misafir salonu, model salonu, müzik salonu, oyun salonu, sergi salonu, sinema salonu, şeref salonu, toplantı salonu, yemek salonu, yolcu salonu

SEANS (Kelime Kökeni: Fransızca séance)

[isim]

  • Bir işin yapılmasına ayrılan çalışma süresi, oturum

    Bütün bunlar görünürde pazarlama taktiği ama aslında bir acındırma, kandırma seansı idi. - Üstün Dökmen

[tıp]

  • Bazı tedavi yöntemlerinin uygulanması için ayrılan süre

    Bir yıl boyunca psikiyatri seanslarının parasını ödeyecek. - Ayşe Kulin

[sinema]

[tiyatro]

  • Gösterim

    Bu şipşirin sinemanın perşembe gündüz seanslarını severim. - Nazım Hikmet

ALYON (Kelime Kökeni: Fransızca Antoine Alleon'un adından)

[sıfat]

[argo]

  • Çok zengin (kimse)

Ata Sözleri ve Deyimler

  • alyon kesilmek

KOLYE (Kelime Kökeni: Fransızca collier)

[isim]

  • Ucuna süs eşyaları konularak boyna takılan takı

    Mercandan bir kolye ile mercan küpeler takmıştı. - Necati Cumalı

KOLAY

[sıfat]

  • Sıkıntı çekmeden, yorulmadan yapılabilen, emeksiz, zahmetsiz, güç(II) ve zor karşıtı

    Cebimde mevcut paradan bu kadar bir şey buna tahsis etmek pek kolaydı. - Halit Ziya Uşaklıgil

[isim]

  • Kolaylık

    İşin kolayını buldum.

[zarf]

  • Kolayca, sıkıntısız bir biçimde, basitçe

Ata Sözleri ve Deyimler

  • kolay gele! (veya gelsin!)
  • kolayına bakmak (veya kaçmak)
  • kolayına gelmek
  • kolayını bulmak
  • kolayı var

Birleşik Kelimeler: kolay kolay, dile kolay

KONYA

[isim]

  • Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri

OYNAK

[sıfat]

  • Kımıldayan, yerinde sağlam durmayan, hareketli

    Boğaz'ın oynak ve çırpıntılı sularına açıldı mı korkuya benzer bir ürperti geçirilir. - Samiha Ayverdi

  • Hareket, canlılık veren

    Zeybek oynak bir müziktir.

  • Değişken, kararsız

    Altın fiyatları oynak.

  • Davranışları ağırbaşlı olmayan (kadın veya kız)

    Bu, otuz yaşlarında çenebaz ve oynak bir duldu. - Reşat Nuri Güntekin

[anatomi]

  • Bükülüp doğrulmaya elverişli olan (eklem)

    Bütün vücudunda, damarlarında, kemiklerinin oynak yerlerinde, etlerinde bir sızı, bir gevşeklik... - Peyami Safa

Birleşik Kelimeler: oynak kemiği