İçinde Ima Bulunan 7 Harfli Kelimeler

İçerisinde IMA olan 7 harfli 31 kelime bulunuyor. İçinde IMA olan 7 karakterli kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "ıma ile biten 7 harfli kelimeler. İçinde olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

CIVIMAK19, ŞAVKIMA18, BAVLIMA17, AĞRIMAK16, ÇAPKIMA16, ŞIMARIŞ16, FARIMAK15, MIZIMAK14, YADSIMA14, KARGIMA13, KALGIMA13, SANCIMA13, ŞIMARMA13, ŞIMARIK13, TIMARCI13, BILKIMA12, KAZIMAK12, KAŞIMAK12, MADIMAK12, ŞAKIMAK12, TANIMAZ12, TAŞIMAK12, YANSIMA12, BALKIMA11, SIRIMAK11, SASIMAK11, SALKIMA10, TIMARLI10, KARIMAK9, KAKIMAK9, TANIMAK9

KARIMAK

[nesnesiz]

[halk ağzında]

  • Yaşlanmak, kocamak, ihtiyarlamak

KAKIMAK

[-i]

[halk ağzında]

  • Bir kimsenin yaptığı işin beğenilmediğini kendisine sert sözlerle söylemek
  • Öfkelenmek, kızmak
  • Darılmak
  • Paylamak

TANIMAK

[-i]

  • Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak

    Zarfın üstündeki yazıyı hemen tanıdı. - Halide Edip Adıvar

  • Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek

    Onu bir de eski polisler tanır. - Sait Faik Abasıyanık

  • Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak

    Sincapları yakından tanırım. - Ahmet Haşim

  • Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek

    Oğlan süngerlerin çeşidini zehir gibi tanıyordu. - Halikarnas Balıkçısı

[hukuk]

  • Varlığını kabul etmek
  • Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak
  • Sorumlu bilmek

    Ben arkadaşını tanımam, alacağımı senden isterim.

  • Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek

    Ona borcunu ödemesi için üç günlük bir süre tanıdım.

Birleşik Kelimeler: haktanır

SALKIMA

[isim]

  • Salkımak durumu

TIMARLI

[sıfat]

  • Tımar edilmiş (binek hayvanı)

[eskimiş]

  • Bakılmış, tedavi edilmiş (yara veya hasta)

[eskimiş]

  • Bakılmış, işlenmiş (ağaç, toprak vb.)

[isim]

[tarih]

  • Tımar (II) sahibi olan kimse

    Bir Osmanlı sipahisinin, meseleleri kılıçla çözmeye alışmış bir Türk tımarlısının bu kadar çapraşık bir işi kavramasına imkân yoktu. - Nihal Atsız

BALKIMA

[isim]

  • Balkımak işi

SIRIMAK

[-i]

[halk ağzında]

  • Yorgan, şilte vb.ni iri ve aralıklı dikmek
  • Sağlam ve sıkıca dikmek

SASIMAK

[nesnesiz]

[halk ağzında]

  • Kokuşmak, tefessüh etmek

BILKIMA

[isim]

  • Bılkımak işi

KAZIMAK

[-i]

  • Bir aleti sürterek bir şeyin yüzündeki tabakayı kaldırmak

    Tahtanın boyasını kazımak.

  • Bir araç kullanarak silmek, çıkarmak

    O daktilo yanlışını iğneyle kazıyarak düzeltebilirsin.

  • Sertçe ovmak
  • Tıraş etmek

    Sakalını kazımak.

[nesnesiz]

  • Metal bir yüzey üstüne sert bir araçla şekil çizmek, yazı yazmak, nakşetmek

    Mühür kazımak.

[mecaz]

  • Aslını, kökünü ayrıntılı bir biçimde araştırmak

    Avrupalılar, medeni bir adamı kazıyacak olursanız altında gorili bulursunuz, derler. - Hüseyin Cahit Yalçın

[tıp]

  • Vücuttaki yabancı bir cismi hasta, zararlı veya istenmeyen bir organı almak, temizlemek, yok etmek

    Çıbanı kazıyarak aldılar.

Birleşik Kelimeler: kazıkazan

KAŞIMAK

[-i]

  • Vücudun herhangi bir yerindeki kaşıntıyı gidermek için tırnakla veya başka bir şeyle deriyi hafifçe ovmak

[mecaz]

  • Araştırmak, incelemek

[mecaz]

  • Sinirlendirecek söz söylemek

    Bir saat sonra ayrılmak zorundaydık, bu nedenle birbirimizi kaşımamaya çok özen gösteriyorduk. - Ayşe Kulin

[mecaz]

  • Herhangi bir konuyu yeniden gündeme getirmek

MADIMAK (Kelime Kökeni: Ermenice)

[isim]

[halk ağzında]

[bitki bilimi]

  • İlkbaharda kırlarda yetişen, ufak yeşil yapraklı, ıspanak gibi pişirilip yenilen bir bitki

ŞAKIMAK

[nesnesiz]

  • Ötücü kuşlar ezgili ses çıkarmak, ötmek, şakramak, terennüm etmek

    Kalk dilber, gidelim bağ arasına / Şakısın bülbüller, gül incinmesin - Karacaoğlan

[mecaz]

  • Çok konuşmak, çenesi düşmek

    Eskiden hiç lakırtı söylemeyen bu ihtiyar, şimdi şakıyordu. - Ömer Seyfettin

[-i]

[mecaz]

  • Güzel şarkı söylemek veya şiir okumak

    Hep aşkı, hep inançları, hep yurt sevgisini şakıyan şairler vardır; ben şair olsaydım ışığın verdiği hazları söyler, hep güneşe övgüler yazardım. - Nurullah Ataç

TANIMAZ

[sıfat]

  • Tanımayan

Birleşik Kelimeler: baştanımaz, tanrıtanımaz, töretanımaz

TAŞIMAK

[-i]

  • Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek

    Hastayı ekseriya yakın kasabaya kadar sırtta taşırlardı. - Sait Faik Abasıyanık

  • Üstünde bulundurmak

    Boynundan asılmış gümüş bir köstek taşırdı. - Yahya Kemal Beyatlı

  • Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek

    Değirmenin üstünde ise değirmen koluyla birleşen çarkı taşıyan bir çanak bulunur. - Salâh Birsel

  • Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak

[nesnesiz]

  • Giymek

    Devlet üniforması taşıyordu. - Haldun Taner

[mecaz]

  • Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak

    İnsanlar müşterek tecrübeleri taşıdıkları için birbirlerinin ne dediklerini anlayabilirler. - İsmet Özel

[mecaz]

  • Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek

[nesnesiz]

[mecaz]

  • Duymak, hissetmek

    İçlerinde her şeye karşılık bir suçluluk duygusu taşırlar. - Tarık Dursun K.