İçinde Üş Bulunan 6 Harfli Kelimeler

İçerisinde ÜŞ olan 6 harfli 35 kelime bulunuyor. İçinde ÜŞ olan 6 karakterli kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "Üş ile başlayan 6 harfli kelimeler. üş ile biten 6 harfli kelimeler. İçinde olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

ÖĞÜRÜŞ26, ÖĞÜTÜŞ26, ÖVÜLÜŞ25, GÖRMÜŞ22, ÖPÜŞME22, ÇÜNGÜŞ20, DÜŞSÜZ19, ÖRÜLÜŞ19, CÜMBÜŞ19, GÜMÜŞİ18, GERCÜŞ18, MÜŞFİK18, ÖTÜŞME18, RÜŞVET17, ÜŞÜŞME17, DÜRTÜŞ15, DÜRÜŞT15, DÜŞKÜN15, ÜŞÜNTÜ15, ÜŞÜTÜK15, DÜŞSEL14, DÜŞMEK14, DÜŞMAN14, DÜŞLEM14, MÜŞKÜL14, RÜŞEYM14, SÜRTÜŞ14, ÜŞÜMEK14, ÜŞÜRME14, ÜŞÜTME14, ÜRÜŞME14, KÜŞADE13, MÜŞTAK12, MÜŞRİK12, ÜŞENME12

MÜŞTAK (Kelime Kökeni: Arapça muştaḳḳ)

[sıfat]

[eskimiş]

  • Başka bir kelime veya kökten türemiş, çıkmış

[isim]

[dil bilgisi]

  • Türev

[sıfat]

[eskimiş]

  • Özleyen, göreceği gelen

MÜŞRİK (Kelime Kökeni: Arapça muşrik)

[sıfat]

[eskimiş]

  • Tanrı'ya ortak koşan

ÜŞENME

[isim]

  • Üşenmek işi

    Fakat tam kapıdan çıkacağım zaman, üstüme bir üşenmedir çöküyor. - Falih Rıfkı Atay

KÜŞADE (Kelime Kökeni: Farsça guşāde)

[sıfat]

[eskimiş]

  • Açık, açılmış

DÜŞSEL

[sıfat]

  • Düş ile ilgili, hayalî

    Gökteki düşsel melekler gerçek olsalar bile onlar hiç yeni bir şey doğuramazdı. - Halikarnas Balıkçısı

DÜŞMEK

[-e]

  • Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek

    Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor. - Reşat Nuri Güntekin

[-den]

  • Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek

    Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım. - Sait Faik Abasıyanık

  • Yere devrilmek, yere serilmek

    Çocuk koşarken yere düştü.

  • Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
  • Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
  • Yağmak

    Dağlara kar düştü.

  • Vurmak, değmek, rastlamak

    İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu. - Ömer Seyfettin

[nesnesiz]

  • Vakti gelmeden ölü doğmak

[-den]

  • Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak

    Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş.

[nesnesiz]

  • Eksilmek

    Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü. - Necati Cumalı

  • Aşırı ilgi veya sevgi göstermek

    Sen bu işin üstüne çok düştün.

  • Uğramak, kapılmak

    Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler. - Aka Gündüz

  • Yakışmak, uygun gelmek

    Bu resim buraya iyi düştü.

  • Yakışık almak

    Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır. - İsmet Özel

  • Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak

    Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar. - Haldun Taner

  • Bulunmak

    Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi. - Necati Cumalı

  • Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak

    O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü. - Reşat Nuri Güntekin

  • Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak

    Mirastan ona bu ev düştü.

  • Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak

    Bu yaşta mahkemelere düşmek... - Sait Faik Abasıyanık

[nesnesiz]

  • İşbaşından uzaklaşmak

    Kabine düştü.

[nesnesiz]

  • Hızı, gücü, değeri azalmak

    Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü.

[nesnesiz]

  • Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak

    İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi. - Reşat Nuri Güntekin

[nesnesiz]

  • Düşkünleşmek

    Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş. - Reşat Nuri Güntekin

  • Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek

    Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm. - Haldun Taner

  • Belirli zamana rastlamak

    Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer. - Memduh Şevket Esendal

[nesnesiz]

  • Fırsat çıkmak

    Bir kelepir düştü.

[nesnesiz]

  • Olmak, olumsuz bir duruma girmek

    Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek.

[nesnesiz]

  • Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak

    Medine'nin düştüğünü söylemek istedim. - Falih Rıfkı Atay

  • Bazı deyimlerde `yürümek, birlikte gelmek` anlamlarında kullanılan bir fiil

    Önüne, peşine, arkasına düşmek.

[nesnesiz]

  • Bayağılaşmak

[nesnesiz]

  • Kötü yola girmek

    Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz. - Metin And

  • Alışmak, müptela olmak

[teknik]

  • Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak

Ata Sözleri ve Deyimler

  • düşenin dostu olmaz
  • düşmez kalkmaz bir Allah
  • düşüp kalkmak

Birleşik Kelimeler: düşe kalka, açık düşmek, iz düşümü

DÜŞMAN (Kelime Kökeni: Farsça duşmān)

[isim]

  • Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım, antagonist, dost karşıtı

    Ben ki dans salonlarına, barlara düşman bir adamımdır. - Sait Faik Abasıyanık

  • Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları

    Biz toprağımızdan düşmanı atmaya mecburuz. - Ruşen Eşref Ünaydın

  • Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar

    Dostumuza güvenmeyelim de düşmanımıza mı güvenelim? - Bedri Rahmi Eyuboğlu

[sıfat]

  • Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan (güç, tutum vb.)

[mecaz]

  • Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse

    Ekmek düşmanı.

[mecaz]

  • Bazı şeylerden nefret eden, tiksinen kimse

    İçki düşmanı.

Ata Sözleri ve Deyimler

  • düşman (veya düşmanı) kesilmek
  • düşman başına
  • düşman çatlatmak
  • düşman düşmana gazel (veya Yasin) okumaz
  • düşmanı denize dökmek
  • düşmanın karınca ise de hor bakma
  • düşman olmak

Birleşik Kelimeler: düşman ağzı, dost düşman, can düşmanı, ekmek düşmanı, ırz düşmanı, kaşık düşmanı, tuz ekmek düşmanı

DÜŞLEM

[isim]

  • Düş yoluyla beliren görüntü

    Öykümde, düşlemi uç noktasına vardırıp bir öykü kişisinden söz etmiştim. - Selim İleri

MÜŞKÜL (Kelime Kökeni: Arapça muşkil)

[sıfat]

  • Güç, zor, çetin

    Mektubunuzu aldım, çok müşkül olan sualinize hatıralarımı yoklayarak cevap vermeye çalışacağım. - Hamdullah Suphi Tanrıöver

[isim]

  • Engel, güçlük, zorluk

    Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi. - Yahya Kemal Beyatlı

RÜŞEYM (Kelime Kökeni: Arapça ruşeym)

[isim]

[eskimiş]

[anatomi]

  • Oğulcuk

SÜRTÜŞ

[isim]

  • Sürtme işi

ÜŞÜMEK

[nesnesiz]

  • Isı yokluğundan, azlığından veya ısı kaybından etkilenmek, soğuğun etkisini duymak

    Üşümüş, donmuş gibi, kaba, nasırlı, pis ellerini karnının üstünde sıkıyordu. - Ömer Seyfettin

ÜŞÜRME

[isim]

  • Üşürmek işi

ÜŞÜTME

[isim]

  • Üşütmek durumu

ÜRÜŞME

[isim]

  • Ürüşmek işi