İçinde Ök Bulunan 6 Harfli Kelimeler

İçerisinde ÖK olan 6 harfli 21 kelime bulunuyor. İçinde ÖK olan 6 karakterli kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "Ök ile başlayan 6 harfli kelimeler. ök ile biten 6 harfli kelimeler. İçinde olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

GÖMGÖK27, GÖKEVİ22, GÖKÇÜL21, GÖKÇEK19, GÖKŞİN19, GÖKSUN18, KÖKSÜZ18, ÇÖKKÜN17, GÖKMEN17, GÖKSEL17, KÖKÇÜK17, ÇÖKMEK16, DÖKMEK15, KÖKTEŞ15, ÖKÇELİ15, ÖKSEME14, SÖKMEK14, KÖKSEL13, KÖKTEN12, KÖKNAR12, ÖKELİK12

KÖKTEN

[sıfat]

  • Yüzeyde kalmayıp derine inen, asıl konuyu da içine alan.

    Kökten bir değişiklik.

Birleşik Kelimeler: kökten çiçekli, kökten dinci, kökten sürme

KÖKNAR (Kelime Kökeni: Rumca)

[isim]

[bitki bilimi]

  • Çamgillerden, yüksek bölgelerde yetişen, iğne yaprakları kısa, yassı olan, reçineli ve kozalaklı bir orman ağacı (Abies)

Birleşik Kelimeler: köknar reçinesi, köknar sakızı

ÖKELİK

[isim]

  • Öke olma durumu

KÖKSEL

[sıfat]

  • Kökle ilgili

ÖKSEME

[isim]

  • Öksemek durumu

SÖKMEK

[-i]

  • Bir şeyi bulunduğu yerden kuvvet kullanarak veya gevşeterek çıkarmak, çekip ayırmak

    Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür. - Yaşar Kemal

  • Kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak

    Makineyi sökmek.

  • Rüzgâr, sel, akarsu, bir şeyi yerinden çıkarmak, götürmek
  • Geçip gitmeye engel olan zorlukları atlatmak

    Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü.

  • Karışık bir yazıyı okumak

    Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum. - Haldun Taner

  • Örülmüş, dikilmiş şeyin, örgüsünü veya dikişini ayırmak

[nesnesiz]

  • Balgam vb.nin çıkması, akması kolaylaşmak

[-den]

  • Ayırmak, uzaklaştırmak, vazgeçirmek

    Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz. - Yusuf Ziya Ortaç

[mecaz]

  • Okuyabilme becerisini kazanmak

    Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir. - Reşat Nuri Güntekin

[nesnesiz]

[argo]

  • Geçmek, etki yapmak

    Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor! - Falih Rıfkı Atay

[nesnesiz]

[teklifsiz konuşmada]

  • Gelmeye başlamak veya çıkagelmek

    Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler. - Halide Edip Adıvar

Ata Sözleri ve Deyimler

  • söküp atmak

DÖKMEK

[-i]

  • Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak

    İhtiyar karısı pırıl pırıl kalaylı maşrapa ile ona su dökecek. - Sait Faik Abasıyanık

  • Belli bir yere boşaltmak

    Sigara tablasını dökmek.

  • Akıtmak, düşürmek

    Annem bunu sezdiği gün, babamın arkasından döktüğü yaşları unutacak kadar bedbaht olur. - Yusuf Ziya Ortaç

[-e]

  • Saçmak, serpmek

    Tavuklara yem döktü.

  • Salmak, bırakmak
  • Üstünde bulunan bir şeyi düşürmek

    Yapraklarını dökmüş iki söğüt ağacı... - Sait Faik Abasıyanık

  • Teninde kızamık, kızıl, suçiçeği hastalıklarında olduğu gibi kırmızı lekeler çıkmak
  • Maden, mum eriyiği veya çimento, alçı vb.ni kalıba akıtarak biçim vermek, döküm yapmak

    Heykel ilkin çamurdan yapılıyor, sonra kalıbını çıkarıp tunçtan dökecekler. - Haldun Taner

  • Sulu hamuru kızgın yağ veya tepsinin içine akıtarak pişirmek

    Lokma dökmek. Kadayıf dökmek.

  • Bir yere çokça bir şey yığmak, taşımak

    Sınıra asker dökmek.

[nesnesiz]

  • Çok söylemek

    Dil dökmek.

  • Bir şeyi yok etmek için atmak

    Satılmayan hamsileri denize döktüler.

[-e]

  • Bir işte veya bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik yapmak

    Şimdi maşallah açılmaya başladım diye söylenirsin, işi ahbaplığa dökersin, olur gider. - Reşat Nuri Güntekin

  • Yakmak, tutuşturmak

    Sabah ve akşam kahvaltıları için mangal döktürürdü. Mangal yakmak denmezdi. Mangalı dök, tutuştur denirdi. - Nezih Neyzi

  • Kullanmak, harcamak, sarf etmek

    Dimağ ve beden cevherlerini döken çocukları hesaplı bir kalori ile beslemek lazımdı. - Cahit Uçuk

[mecaz]

  • Çok sayıda öğrenciyi sınavda veya bir üst sınıfa geçirmede başarısız saymak

    Sınıfın yarısını döktüler.

[nesnesiz]

[mecaz]

  • Bol bol vermek, ödemek, sarf etmek

    Para dökmek.

[mecaz]

  • Açığa vurmak, söylemek, ortaya koymak

    Acaba biraz anlatsan, derdini döksen olmaz mı?

Ata Sözleri ve Deyimler

  • döküp saçmak

Birleşik Kelimeler: döke saça, küldöken, naldöken, palandöken

KÖKTEŞ

[sıfat]

[dil bilgisi]

  • Aynı kökten gelen çeşitli yapı ve görevi olan (kelimeler): Sevgi, sevinç, sevme; vergi, verim, veri; başlık, başlangıç, başkan gibi

ÖKÇELİ

[sıfat]

  • Ökçesi olan veya ökçesi yüksek olan, topuklu

    Ayaklarında kalın ökçeli kauçuk pabuçlar. - Attila İlhan

ÇÖKMEK

[nesnesiz]

  • Bulunduğu düzeyden aşağı inmek, çukurlaşmak

    Toprak çökmek. Yol çökmek.

  • Üzerinde bulunduğu yere yıkılmak

    Tavan çökmek. Döşeme çökmek. Ev çökmek.

[-e]

  • Çömelmek

[-e]

  • Oturmak, birdenbire oturmak

    Soluk soluğa yere çöktü. - Falih Rıfkı Atay

  • Deve, sığır vb. olduğu yere oturmak

    Boz renkli bir kaya, tıpkı çökmüş bir hecin sırtını andırıyordu. - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

  • Şakak, avurt vb. içeri doğru girmek, çukurlaşmak

    Kadının yanakları daha fazla çöktü. - Halide Edip Adıvar

  • Basmak, yayılmak

    Geceleri bazen öyle bir sessizlik çöküyor ki muharebenin bu yerlerde olduğuna insanın inanamayacağı geliyor. - Necip Fazıl Kısakürek

  • Sis, duman vb. inerek kaplamak

    Alaca karanlıklar çökerken köşk bahçesinin parmaklıklarında görünmektedir. - Salâh Birsel

[mecaz]

  • Sarsılıp dinçliğini yitirmek

    Şayet iradesiz bir adamsanız az zamanda çürüyüp çökmeniz pek mümkündür. - Refik Halit Karay

  • Tortu dibe inmek

[mecaz]

  • Son bulmak, yıkılıp dağılmak

    Bir gün vatan çöktü ve millî mabetler istila edildi. - Aka Gündüz

[-e]

[mecaz]

  • Yoğun bir biçimde duymak

    Mustafa Kemal'in içine ilk defa bu lisede vatan kaygısı çöktü. - Falih Rıfkı Atay

ÇÖKKÜN

[sıfat]

  • Çökmüş olan

    Kumral saçlarının çevrelediği çökkün yüzünü eğerek elindeki iğne oyalı kar beyaz mendile uzun uzun sümkürdü. - Elif Şafak

[zarf]

[mecaz]

  • Vücut, akıl ve ruhça gücü azalmış olan

    Gerçekten de çökkün, üzgün ve zavallı bulmuştu onu. - Tarık Buğra

GÖKMEN

[sıfat]

[halk ağzında]

  • Mavi gözlü (kimse)

GÖKSEL

[sıfat]

  • Gökle ilgili, semavi

KÖKÇÜK

[isim]

[bitki bilimi]

  • Ana kökün dallanmasıyla oluşan ikincil kök

GÖKSUN

[isim]

  • Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri