İçinde Uş Bulunan 8 Harfli Kelimeler

İçerisinde UŞ olan 8 harfli 65 kelime bulunuyor. İçinde olan 8 karakterli kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "Uş ile başlayan 8 harfli kelimeler. uş ile biten 8 harfli kelimeler. İçinde olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

BAŞÇAV26, TEVAHH26, ÜSTÇAV24, BOĞMAK23, ÇAVLUK22, DOĞTAN22, SOĞMAK22, BOZDUR21, AVUTUL20, DOLMÇU20, SAVURT20, SAVMAK20, SAVRUL20, VURMAK20, YOKSUZ20, BOZMAK19, KAVRUL19, KAVMAK19, MEFRAT19, OLUMCU19, VURKAN19, DOLDUR18, DURDUR18, DOYMAK18, KONUCU18, KKUSUZ18, KAVTAK18, SONMAZ18, KOÇMAK17, KAKSIZ17, KÇULUK17, KOŞMAK17, KAHROL17, KAYBOL17, YUMAMA17, BURMAK16, BULMAK16, DOLMAK16, KADASI16, KBURNU16, KETSİZ16, SOMURT16, KUSTUR15, MLULUK15, MTULUK15, OTURMA15, OLMLUK15, SOKMAK15, SERİDİ15, SORMAK15, TİRBON15, TUTULM15, KOKMAK14, KONMAK14, KURTUL14, KURLUK14, TOKMAK14, TUTTUR14, TUTMAK14, KONKAN13, KANMAK13, KATMAK13, MATRKA13, TLAMAK13, KARAKİ12

KARAKUŞİ (Kelime Kökeni: Türkçe karakuş + Arapça -ī)

[sıfat]

  • Kanun, kural, mantık ölçülerine dayanmayan

    Tiyatro eleştirmenleri, yazarlar, aydınlar bu karakuşi karara karşı çıktılar. - Haldun Taner

KONUŞKAN

[sıfat]

  • Konuşmayı, lakırtıyı seven, çok konuşan

    Annem konuşkan, cana yakın ve alçak gönüllü bir insandı. - Ayla Kutlu

KUŞANMAK

[-i]

  • Beline kuşak, kılıç, kemer vb. şeyler bağlamak
  • Giyinmek

    Takkesini geçirmiş, entarisini kuşanmış, elma soyuyordu. - Aka Gündüz

KUŞATMAK

[-i]

  • Çevresini sarmak, çevrelemek, çevirmek, abluka etmek, ablukaya almak, ihata etmek, muhasara etmek

    Denize bakan yönü ile yan sınırlarını rüzgârı kesen sık kargılıklar kuşatıyordu. - Necati Cumalı

  • Çevrelemek, çokça bulunmak
  • Kaplamak

    Fabrika dumanları bütün şehri kuşattı.

  • Bele sarılıp bağlanan şeyleri başkasının beline bağlamak

MATRUŞKA (Kelime Kökeni: Rusça)

[isim]

  • Özellikle Rusya'dan dünyaya yayılan, tahtadan yapılmış iç içe bebeklerden oluşan süs eşyası

TUŞLAMAK

[-i]

  • Telefonun tuşlarına basmak

[-i]

[spor]

  • Güreşte tuşa getirmek, tuşla yenmek

KOKUŞMAK

[nesnesiz]

  • Çürüyüp bozularak kötü bir koku çıkarmak, kokmak, taaffün etmek

    Çöpler kokuşmuş.

[mecaz]

  • Kişi, toplum vb. bozularak özelliğini yitirmek, tefessüh etmek

[halk ağzında]

  • Koklaşmak

    Öpüşürken, kokuşurken çıkageldi kocası... - Memduh Şevket Esendal

KONUŞMAK

[nesnesiz]

  • Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak

    Çocuk daha konuşamıyor.

[-i]

[-den]

  • Belli bir konudan söz etmek

    Mehmet yedi yaşındayken anasıyla konuştuklarından fazla bir şey konuşmazdı. - Halide Edip Adıvar

[nesnesiz]

[-le]

  • Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek

    İşten sonra Nuruosmaniye'deki İkbal Kahvesinde arkadaşlarla şiir ve edebiyat konuşuyoruz. - Falih Rıfkı Atay

  • Söylev vermek, konuşma yapmak
  • Konuşma dili olarak kullanmak

    Türkçeyi çok iyi konuşuyor.

  • Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak

    Dilsizler el işaretleriyle konuşur.

[-le]

  • İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek

    Üst kattakilerle konuşuyoruz.

  • Flört etmek
  • Dargın bulunmamak
  • Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak
  • Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek

[mecaz]

  • Becermek, uzman gibi yapabilmek

    Fokstrotta uzun boylu konuşamam. - Mahmut Yesari

[mecaz]

  • Geçerli olmak, etkin olmak

    Yasaların yerine yumruklar konuştu.

[teklifsiz konuşmada]

  • Şık ve zarif görünmek

    Gömleğin konuşuyor.

Birleşik Kelimeler: karnından konuşan

KURTULUŞ

[isim]

  • Bir şeyden, bir yerden kurtulma, felah, halas, necat, selamet

    Doktor o kaosun içinde yalnızlığı seçmiş, kurtuluşu onda bulmuştu. - Tarık Buğra

  • Bağımsızlık kazanma

KURUŞLUK

[sıfat]

  • Herhangi bir kuruşa karşılık olan

    On beş bin kuruşluk malımız satın alındığı hâlde bedeli ödenmiyor. - Necip Fazıl Kısakürek

TOKUŞMAK

[nesnesiz]

[-le]

  • İki şey birbirine çarpmak, çarpışmak
  • Kafa kafaya vuruşmak

TUTTURUŞ

[isim]

  • Tutturma işi

TUTUŞMAK

[-e]

  • Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak
  • Bir işe başlamak, girişmek

    İki ordu bir harbe daha tutuştular. - Falih Rıfkı Atay

[nesnesiz]

  • Yanmaya başlamak, ateş almak

    Bu fenerleri birbirine bağlayan çiçekli askılardaki küçük lambalar tutuştu. - Hüseyin Cahit Yalçın

[nesnesiz]

  • Kızarmak, kızıllaşmak

    Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri / Koyu bir kırmızılık gökten ayırmada yeri - Yahya Kemal Beyatlı

[nesnesiz]

[mecaz]

  • Telaşlanmak

KUSTURUŞ

[isim]

  • Kusturma işi

MUŞLULUK

[isim]

  • Muşlu olma durumu