İçinde Rak Bulunan 8 Harfli Kelimeler

İçerisinde RAK olan 8 harfli 53 kelime bulunuyor. İçinde RAK olan 8 karakterli kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "Rak ile başlayan 8 harfli kelimeler. rak ile biten 8 harfli kelimeler. İçinde olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

TUĞRAK19, KIVRAKÇA18, UFARAKÇA18, ÇINGIRAK17, TOPRAKÇI17, BİYAPRAK16, BAYRAKÇI16, DURAKSIZ16, İSTİĞRAK16, RAKİPSİZ16, YAPRAKSI16, MIZRAKSI15, TOPRAKSI15, YAPRAKLI15, İDRAKSİZ14, MIZRAKLI14, MERAKSIZ14, RAKAMSIZ14, TOPRAKLI14, YILDIRAK14, BALDIRAK13, BAYRAKLI13, ÇIRAKMAN13, ÇIRAKLIK13, ÇORAKLIK13, KURAKÇIL13, KAYDIRAK13, LAHURAKİ13, MATRAKÇI13, SARAKACI13, TARAKSIZ13, YALDIRAK13, BIRAKMAK12, BASTIRAK12, DURAKLIK12, DALYARAK12, HARAKİRİ12, KARAKUŞİ12, MURAKABE12, PARAKETA12, RAKİPLİK12, IRAKSAMA11, KARAKEÇİ11, OTURAKLI11, TUMTURAK11, TRAKUNYA11, KURAKLIK10, KARAKUTU10, RAKKASLI10, ARAKLAMA9, KARAKEME9, KARAKTER8, KATARAKT8

KARAKTER (Kelime Kökeni: Fransızca caractère)

[isim]

  • Ayırt edici nitelik
  • Bir bireyin kendine özgü yapısı, onu başkalarından ayıran temel belirti ve bireyin davranış biçimlerini belirleyen, üstün ana özellik, öz yapı, ıra, seciye

    Yıldız'ın iyi bir eğitimi, kuvvetli bir karakteri var. - Aka Gündüz

  • Bir kimsenin veya bir insan grubunun tutumu, duygulanma ve davranış biçimi

    Pek uysal, tatlı, neşeli karakterine rağmen dostum kavgacıdır. - Refik Halit Karay

  • Basımda harf türü

[edebiyat]

  • Bir eserde duygu, tutku ve düşünce yönlerinden ele alınan kimse

[felsefe]

  • Bireyin kendi kendine egemen olmasını, kendi kendisiyle uyum içinde bulunmasını, düşünüş ve hareketlerinde tutarlı, sağlam kalabilmesini sağlayan özellikler bütünü

Birleşik Kelimeler: başat karakter, başkarakter, nörotik karakter, yazı karakteri

KATARAKT (Kelime Kökeni: Fransızca cataracte)

[isim]

[tıp]

  • Göz merceğinin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık, perde, akbasma, aksu

ARAKLAMA

[isim]

  • Araklamak işi, çalma, aşırma

KARAKEME

[isim]

[bitki bilimi]

  • Domalan

KURAKLIK

[isim]

  • Kurak olma durumu, kurak hava, yağışsızlık

    Kuraklık her yanı kasıp kavuruyor ve berbat ediyor bostanları. - Halikarnas Balıkçısı

KARAKUTU

[isim]

  • Uçaklarda pilotların konuşmalarını ve kuleden gelen mesajları alıp saklayan araç

RAKKASLI

[sıfat]

  • Sarkacı olan

    Evlerin başka odalarında duvara asılmış rakkaslı ve rakamları alaturka bir çalar saat işler. - Abdülhak Şinasi Hisar

IRAKSAMA

[isim]

  • Iraksamak işi, istibat

[fizik]

  • Iraksak olma durumu

KARAKEÇİ

[isim]

[hayvan bilimi]

  • Sazana benzer bir tatlı su balığı (Barbus fluviatilis)
  • Kıl keçisi

OTURAKLI

[sıfat]

  • Sağlam, gösterişli

    Çoğu dört köşe, kalın, oturaklı olan Arap üslubu minareler o ruhaniliği vermez. - Refik Halit Karay

  • Yerinde sağlam duran
  • Doğal yapısına, amacına uygun
  • Yerinde ve sırasında söylenen, çarpıcı (söz)

[mecaz]

  • Saygı uyandıran, ağırbaşlı (kimse)

    Seçmenleriniz sizin daha bir oturaklı, daha bir ağırbaşlı, daha bir ölçülü olmanızı isterler. - Haldun Taner

TUMTURAK (Kelime Kökeni: Farsça ṭumṭurāḳ)

[isim]

[eskimiş]

  • Gösteriş, debdebe
  • Gerekli olmadığı hâlde kulağa hoş gelen, gösterişli kelimeler kullanma

Ata Sözleri ve Deyimler

  • tumturak yapmak

TRAKUNYA (Kelime Kökeni: Rumca)

[isim]

[hayvan bilimi]

  • Çarpan balığı

BIRAKMAK

[-i]

  • Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak

[nesnesiz]

  • Koymak

    Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı. - Tarık Buğra

  • Bir işi başka bir zamana ertelemek

    Gezmeyi haftaya bıraktık.

  • Unutmak

    Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım?

  • Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek
  • Saklamak, artırmak

    Paranın bir kısmını bırakırsan rahat edersin.

  • Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek

    Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı. - Falih Rıfkı Atay

[nesnesiz]

  • Engel olmamak

    Bırak, burasını benim defterimden okuyayım. - Ömer Seyfettin

  • Sarkıtmak

    Saçlarını omzuna bırakmış.

[nesnesiz]

  • Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak

    Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu. - Cahit Uçuk

  • Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek

    Gerçekten sigarayı bıraktı, bıraktı ama huzuru da sükûnu da kalmadı. - Halide Edip Adıvar

[nesnesiz]

  • Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak

    Bu yazarın bir de Fransızca kitabını almıştım ama sıkılmış bırakıvermiştim. - Refik Halit Karay

[nesnesiz]

  • Bıyık veya sakal uzatmak

[nesnesiz]

  • Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak

    Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı? - Refik Halit Karay

  • Boşamak

    Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler. - Ömer Seyfettin

  • Kötü bir durumda terk etmek
  • Ayrılmak, terk etmek

    Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi. - Peyami Safa

  • Sınıf geçirmemek, döndürmek

    Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı.

[-e]

  • Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek

    Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım. - Memduh Şevket Esendal

[-e]

[-i]

  • Bakılmak, korunmak için vermek

    Eşyamı size bırakacağım.

[nesnesiz]

  • Yanına almamak, yanında götürmemek

    Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim. - Atatürk

[-e]

[-i]

  • Sahiplik hakkını başkasına vermek

    Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış.

[nesnesiz]

  • Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak

[nesnesiz]

  • Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek

    İz bırakmak. Leke bırakmak.

Ata Sözleri ve Deyimler

  • bırak Allah'ını seversen
  • bırak ki
  • bıraktığı (veya bağladığı) yerde (veya çayırda) otlamak

BASTIRAK

[isim]

  • Yol yapımında çakıl, kum, cüruf vb. maddeleri ezmeye ve sıkıştırmaya yarayan alet

DURAKLIK

[isim]

  • Durak olma durumu
  • Durgunluk

    Birkaç saniye bir şaşkınlık duraklığı geçirdikten sonra odaya çıktı. - Hüseyin Rahmi Gürpınar