İçinde Oğ Bulunan 5 Harfli Kelimeler

İçerisinde OĞ olan 5 harfli 21 kelime bulunuyor. İçinde olan 5 karakterli kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "Oğ ile başlayan 5 harfli kelimeler. oğ ile biten 5 harfli kelimeler. İçinde olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

D19, BAZ18, D18, BUM17, ÇUL17, ÇUN17, DUM17, K17, BUK16, BMA16, DRU16, DMA16, YUN16, BAK15, DAN15, DAL15, MOL15, SUK15, SAN14, LAN13, LAK13

OĞLAN

[isim]

  • Erkek çocuk

    Biraz sonra oğlan da doğrulup kızın karşısına geçti. - Osman Cemal Kaygılı

  • Yetişkin erkek

    Yakışıklı, erkek güzeli olmaya aday bir oğlandı. - Tarık Buğra

  • Bacak
  • Cinsel bakımdan erkeklerin zevkine hizmet eden sapık erkek

Birleşik Kelimeler: oğlanevi, keloğlan, Keloğlan, kızoğlan, kocaoğlan, acemi oğlanı, dil oğlanı, iç oğlanı, kapı oğlanı, kul oğlanı, şamaroğlanı

OĞLAK

[isim]

  • Keçi yavrusu

[isim]

[gök bilimi]

  • Zodyak üzerinde Yay ile Kova arasında bulunan takımyıldızın adı, Cedi

Birleşik Kelimeler: Oğlak Dönencesi

SOĞAN

[isim]

[bitki bilimi]

  • Zambakgillerden, yemeklere tat vermek için yumrusu ve yeşil yaprakları kullanılan güzel kokulu bitki (Allium cepa)
  • Çiğdem, lale, zambak, sarımsak vb. bitkilerin toprak altındaki yumru kökü

    Lalelerin cinsleri günden güne çoğalıyor, soğanları akıl almayacak fiyatlarla satılıyordu. - Asaf Halet Çelebi

Birleşik Kelimeler: soğan çiçeği, soğan ekmek, soğan kebabı, soğan yahnisi, aksoğan, göksoğan, kuru soğan, taze soğan, yeşilsoğan, ada soğanı, arpacık soğanı, çiçek soğanı, köpek soğanı

BOĞAK

[isim]

[halk ağzında]

  • Anjin

DOĞAN

[isim]

[hayvan bilimi]

  • Kartalgillerden, sırtı kül rengi ve enine çizgili, küçük kuş, fare vb. ile beslenen ve alıştırılarak kuş avında kullanılan yırtıcı bir kuş (Falco peregrinus)

Birleşik Kelimeler: akdoğan, bozdoğan, çakırdoğan, delice doğan, gökdoğan, sardoğan

DOĞAL

[sıfat]

  • Doğada olan, doğada bulunan

    Doğal güzellikler artık eskisi gibi turist çekmiyor. - Necati Cumalı

  • Doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel
  • Kendiliğinden olan, insan eliyle yapılmamış, yapay karşıtı

    Doğal liman. Doğal sınır.

  • Yapmacık olmayan

    Hamileymiş diye yineliyor oldukça doğal bir tavırla. - Ahmet Ümit

  • Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi

    Ercan o denli doğaldı ki giderek şaşırtıcı olmaktan çıktı. - Reha Mağden

  • Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan

    Bu durumun eski sevgilinin onurunu kırması doğal. - Ayla Kutlu

  • Katıksız, saf

Ata Sözleri ve Deyimler

  • doğal olarak

Birleşik Kelimeler: doğal afet, doğal ayıklanma, doğal coğrafya, doğal fiyat, doğal gaz, doğal sayı

MOĞOL

[isim]

  • Moğolistan halkından veya bu halkın soyundan olan kimse

SOĞUK

[sıfat]

  • Isısı düşük olan, sıcak karşıtı

    Bu el soğuktu ve titriyordu. - Peyami Safa

  • Üşütecek derecede ısısı olan

    Güneşli, soğuk bir gündü. - Sait Faik Abasıyanık

[isim]

  • Isının üşütecek kadar az veya düşük olması durumu

    Apışlarının arasına bir sac mangal alarak yakıcı soğuktan korunmaya çalışıyordu. - Ercüment Ekrem Talu

[mecaz]

  • Duygudan, sevgiden yoksun olan, yakın ve içten olmayan, ilgisiz

    Soğuk tavırla birbirlerini selamlayıp uzaklaştılar. - Refik Halit Karay

[mecaz]

  • Sevimsiz veya yersiz, antipatik

    Bu soğuk, yavan sözler zevkimi rencide ediyordu. - Hüseyin Cahit Yalçın

[mecaz]

  • Cinsel istek duymayan

    Soğuk bir kadın.

[zarf]

  • İlgisiz, sevimsiz bir biçimde veya memnuniyetsizliğini belli ederek

Ata Sözleri ve Deyimler

  • soğuk almak
  • soğuk çalmak
  • soğuk çıkmak
  • soğuk durmak
  • soğuk duş etkisi yapmak
  • soğuk düşmek (veya kaçmak)
  • soğuk ter dökmek (veya basmak veya boşanmak)
  • soğuk vurmak (veya yakmak)

Birleşik Kelimeler: soğuk algınlığı, soğuk bez, soğuk büfe, soğuk dalgası, soğuk damga, soğuk harp, soğuk hava deposu, soğuk ısırması, soğukkanlı, soğuk nevale, soğuk renkler, soğuk savaş, soğuk şaka, kuru soğuk, kocakarı soğuğu, öküz soğuğu

BOĞUK

[sıfat]

  • Kısılmış (ses)

    Zeyno'nun birdenbire boğazından boğuk bir ses çıktı. - Halide Edip Adıvar

BOĞMA

[isim]

  • Boğmak işi

Birleşik Kelimeler: boğma rakı

DOĞRU

[sıfat]

  • Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı
  • Gerçek, yalan olmayan

    Doğru haber.

  • Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun

    Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur. - Aka Gündüz

[isim]

  • Gerçek, hakikat

    Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz. - Nurullah Ataç

[isim]

[matematik]

  • İki nokta arasındaki en kısa çizgi

    İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir.

[zarf]

  • Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde

    Doğru söylüyorsun Ali, doğru söylüyorsun ama kazın ayağı öyle değil. - Orhan Kemal

[zarf]

  • Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca

    Doğru oraya gitmiş olsaydınız herhâlde uygun olurdu. - Sait Faik Abasıyanık

[zarf]

  • Yakın, yakınlarında

    Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu. - Falih Rıfkı Atay

[edat]

  • Karşı yönünce

    Börekçi fırınının karşısındaki dört köşe taşlar döşeli, iki yanı ağaçlı yoldan çarşıya doğru yürüyordu. - Yusuf Atılgan

[mecaz]

  • Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu

Ata Sözleri ve Deyimler

  • doğru bildiği yoldan ayrılmamak (veya şaşmamak)
  • doğru bulmak
  • doğru çıkmak
  • doğru doğru dosdoğru
  • doğru durmak
  • doğrunun yardımcısı Allah'tır
  • doğru oturmak
  • doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar
  • doğru söz acıdır
  • doğru söz yemin istemez

Birleşik Kelimeler: doğru açı, doğru akım, doğru dürüst, doğru orantı, doğru parçası, doğru yol, akşama doğru, ön doğru, sabaha doğru, sınırlı doğru, sınırsız doğru, yarım doğru, yatık doğru, yönlü doğru, ana doğrusu, yanay doğrusu, aykırı doğrular, eğrisiyle doğrusuyla

DOĞMA

[isim]

  • Doğmak işi

    Bir çocuğun, insanın eline doğması başka türlü bir sevgi dünyası oluşturuyor. - Ayla Kutlu

[sıfat]

  • Doğmuş

    Fatma'dan doğma.

[sıfat]

  • Ortaya çıkan, kaynaklanan, meydana gelen

    Vücut, sıtma nöbeti gibi sıcakla soğuğun karışmasından doğma garip ürpertilerle titriyordu. - Reşat Nuri Güntekin

Birleşik Kelimeler: doğma büyüme, anadan doğma

YOĞUN

[sıfat]

  • Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif
  • Koyu, kalın(I)

    Yoğun bir sis.

  • Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.)

    Puslu havaya yoğun bir kükürt kokusu sinmiş. - Adalet Ağaoğlu

[mecaz]

  • Artmış, çoğalmış bir durumda olan

    O bölgede nüfus yoğundur.

[mecaz]

  • Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre

[mecaz]

  • Şişman, iri, tombul

    İtibarlı masalarda, sigaralarını içen, iri kalçalı, beyaz sarışın birtakım yoğun kadınlar... - Attila İlhan

[halk ağzında]

  • Kaba, kalın, iri (elek, iğne)

Birleşik Kelimeler: yoğun bakım, yoğun disk

BOĞUM

[isim]

  • Boğulmuş, sıkılmış yer
  • Parmak, kamış, saz vb. bitkilerin şişkince bölümü

    Sağ elinin şehadet parmağının ilk boğumuyla tetiği çekti. - Ömer Seyfettin

[anatomi]

  • İnce damarların veya sinirlerin yumak gibi toplandığı yer

    Lenf boğumları. Sinir boğumları.

Birleşik Kelimeler: boğum boğum

ÇOĞUL

[isim]

[dil bilgisi]

  • Çokluk, teklik karşıtı: Ordular. Geldik

Birleşik Kelimeler: çoğul eki