İçinde Kma Bulunan 6 Harfli Kelimeler

İçerisinde KMA olan 6 harfli 25 kelime bulunuyor. İçinde KMA olan 6 karakterli kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "kma ile biten 6 harfli kelimeler. İçinde olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

ÇIKMAZ14, SIKMAÇ12, YAKMAÇ12, ACIKMA11, ÇIKMAK11, AYIKMA10, BURKMA10, BIKMAK10, ÇAKMAK10, YIKMAK10, BAKMAK9, SOKMAK9, SOKMAN9, SIKMAK9, YAKMAK9, KOKMAK8, KORKMA8, KIRKMA8, SARKMA8, TIKMAK8, TOKMAK8, KAKMAK7, KALKMA7, TAKMAK7, TEKMAN7

KAKMAK

[-i]

  • İtmek, vurmak

[nesnesiz]

  • Kakma yapmak
  • Vurarak dar bir yere sokmak

    Kimi duvarlarına renkli taşlar kaktı. Kimi bahçesine ağaç dikti. - Lâtife Tekin

Birleşik Kelimeler: ağaçkakan, kuyrukkakan

KALKMA

[isim]

  • Kalkmak işi

    Sabahları erken kalkmayı sevmeyen, gece geç yatan gececi kişilerdensiniz. - Tomris Uyar

TAKMAK

[-i]

  • Bir şeyi başka bir yere uygun bir biçimde tutturmak, iliştirmek, geçirmek

    Gözlüğünü takıp masaya eğildi. - Refik Halit Karay

[-e]

[nesnesiz]

  • Düğün vb. törenlerde takı armağan etmek

    Geline pırlanta yüzük takmışlar.

[-e]

[-i]

  • Ad, lakap koymak

    Ona bu adı kim takmıştır, ne zaman takmıştır, bilemiyor. - Haldun Taner

[nesnesiz]

  • Kuşanmak

    Kılıç takmak.

  • Kendisiyle birlikte götürmek, yanına almak veya arkasından izletmek

    Arabaya hafiye kıyafetinde polis memurları da takıyorlar. - Yusuf Ziya Ortaç

[-e]

[mecaz]

  • Biriyle olumsuz olarak uğraşmak

    Matematik öğretmeni ona taktığı için dersten kaldı.

[argo]

  • Borç bırakmak

    Bu eve asilzadelerin biri girip öteki giderdi. Giden kirayı takar, gelen ortalığı kasıp kavururdu. - Peyami Safa

[argo]

  • Önemsemek, önem vermek, tınmak

    Dün koskoca bir mebus kızıyken, bir zamanların Şalvarlı Nuriyesi'ni takar mıyım? - Adalet Ağaoğlu

[-den]

[argo]

[-de]

  • Sınavını başaramamak

    Bütün derslerden takarak sınıfta kaldı.

Ata Sözleri ve Deyimler

  • takıp takıştırmak

Birleşik Kelimeler: asım takım, bultak

TEKMAN

[isim]

  • Erzurum iline bağlı ilçelerden biri

KOKMAK

[nesnesiz]

  • Koku çıkarmak

    Her gelişinde üzeri yabancı lavantalar kokuyor. - Hüseyin Rahmi Gürpınar

  • Çürüyüp bozularak kötü bir koku çıkarmak, kokuşmak

    Bir çadıra konmuş, ağzı odunla açık tutulan bu köpek balığı kokuncaya kadar halka gösterildi. - Selçuk Erez

[mecaz]

  • Olacağıyla ilgili belirtiler göstermek, olacağı hissedilmek

    Ortalık savaş kokuyordu.

[mecaz]

  • Kokusu gelmek

    Kızartma kokmuştur, hemen biraz ye.

[-i]

[halk ağzında]

  • Koklamak

Birleşik Kelimeler: kokar ağaç

KORKMA

[isim]

  • Korkmak işi

    İnsanların korkması icap eden en büyük felaket, kötü ahlaktır. - Samiha Ayverdi

KIRKMA

[isim]

  • Kırkmak işi
  • Ucu kesilip alnın üstüne bırakılan saç

SARKMA

[isim]

  • Sarkmak işi

TIKMAK

[-e]

[-i]

  • İterek, zorla, aceleyle sokmak

    Her birinin ağzına avucundaki et parçasını tıktı. - Falih Rıfkı Atay

[teklifsiz konuşmada]

  • Sokmak

    Hesap kitap, müfettiş derken Aslan'ı kafese tıkmışlar. - Memduh Şevket Esendal

Birleşik Kelimeler: tıka basa

TOKMAK

[isim]

  • Ağaçtan yapılmış iri çekiç

    Hallaç geniş, kocaman tırnaklı elleriyle hâlâ tokmak sallıyordu. - Sait Faik Abasıyanık

  • Kapıya asılı duran ve kapıyı çalmaya yarayan, türlü biçimlerde metal parça
  • Kapı kolu yerinde bulunan ve kapıyı açmaya yarayan topuz

    Kapının tokmağını çevirdi, kapı kilitli değildi, açılıverdi. - Çetin Altan

  • Dibekte dövme işi için kullanılan ağaçtan araç
  • Davul vb. vurmalı çalgıları çalmakta kullanılan ve çalgının bir parçası olan araç

    Alın tokmağı vurun davula, sabahın ilk saatlerinde sesi başka çıkar. - Haldun Taner

Ata Sözleri ve Deyimler

  • tokmak gibi

Birleşik Kelimeler: tokmakbaş, tokmak tokmak, kapı tokmağı

BAKMAK

[-e]

  • Bakışı bir şey üzerine çevirmek

    Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim - Cahit Sıtkı Tarancı

  • Aramak
  • Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak

    Limana bakan penceresinden deniz görünürdü. - Orhan Veli Kanık

  • Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek
  • Beslemek, geçindirmek

    Üç çocuklu bir aileye bakıyor.

  • Bir iş birinden beklenmek

    Evin bütün işleri bana bakıyor.

  • Hastayı muayene etmek
  • Tedavi etmek için ilgilenmek
  • Yoklamak, incelemek, denemek

    Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak. Yemeğin tadına bakar mısınız?

  • Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak

    Pasaport işine polis bakar.

[nesnesiz]

  • İlgilenmek

    Baktılar, ettiler, ilaç, tedavi, faydası olmadı. - Erhan Bener

  • Uğraşmak, meşgul olmak

    Çocuğum, sen derslerine bak.

  • Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak

    Bu iş beş bin liraya bakar.

  • Gözetmek, korumak
  • Renklerde benzemek, andırmak

    Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor.

[nesnesiz]

  • Anlamak, farkına varmak

    Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez. - Memduh Şevket Esendal

  • Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak

    Yemeğini yemene bak! Vaktini boş geçirmemeye bak!

Ata Sözleri ve Deyimler

  • bak!
  • bakalım (veya bakayım)
  • bakan göze bağ olmaz
  • bakan yemez, kapan yer
  • bakar mısınız?
  • bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur
  • bakarsın
  • bak bak!
  • bak hele!
  • bakılsa
  • bakmakla usta olunsa köpekler kasap olurdu
  • bakma sen
  • baksana! (veya baksanıza!)
  • baktıkça alır
  • baktın kar havası, eve gel kör olası

Birleşik Kelimeler: günebakan, aynabakar

SOKMAK

[-i]

  • İçine veya arasına girmesini sağlamak

[-e]

  • Bir yere girmesini sağlamak, içeri almak

    Bizi içeriye aldı ve küçük bir odaya soktu. - Falih Rıfkı Atay

  • Bıçak, çakı, iğne vb. batırmak, saplamak
  • Böcek, zehirli hayvan iğnesini batırmak veya ısırmak, zehirlemek

    Otların arasında bacaklarını yılan sokar. - Reşat Nuri Güntekin

[-e]

[nesnesiz]

  • Yasak bir malı gizlice getirmek veya götürmek

    Ülkeye kaçak eşya sokmak.

[mecaz]

  • Belli etmeden kötü bir malı vermek

    Satıcı, elmaların çürüklerini sokmuş.

[-e]

[nesnesiz]

[mecaz]

  • Konuşma sırasında bir sözü, soruyu veya düşünceyi söyleyivermek

    Asım fikrini birçok sözlerle sağlamlamaya uğraşırken araya: -Olmaz mı? Ne dersiniz?- gibi sualler soruyor, cevap istiyordu. - Refik Halit Karay

[mecaz]

  • Dokunaklı, kırıcı veya acı söz söylemek

Birleşik Kelimeler: baldırsokan

SOKMAN

[isim]

[halk ağzında]

  • Bir çeşit uzun konçlu çizme

SIKMAK

[-i]

  • Çevresine sarılarak veya bir şey sararak çepeçevre basınç altına almak

    Yalnız kalan kadın titriyor, hıçkırarak kucağındaki yavrusunu sıkıyor. - Ömer Seyfettin

  • Bir şeyin suyunu, yağını, sıvı kısmını basınçla çıkarıp akıtmak

    Limon sıkmak. Üzüm sıkmak.

  • Dar gelmek

    Belimi sıktı kemer - Halk türküsü

  • Basınçlı bir araçla fışkırtmak, püskürtmek

    Yangına su sıkmak.

  • Silahla ateş etmek

    Küçük hanım, tabancayı kalbine sıkmak istemiş. - Hüseyin Rahmi Gürpınar

  • Baskı altına almak, üzmek, bunaltmak, zorlamak

    Çocuğu çok sıkıyorlar.

[mecaz]

  • Sıkıntı vermek

    İhtimal inanmayacaksınız. Fakat ben sizi sıkmamak için uzatmayarak anlatacağım. - Ömer Seyfettin

[argo]

  • Yalan söylemek

Ata Sözleri ve Deyimler

  • sıkıp suyunu çıkarmak

YAKMAK

[nesnesiz]

  • Kına, yakı vb.ni koymak, sürmek

[-i]

  • Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak

    Kendi sigarası için yaktığı kibriti bana uzattı. - Falih Rıfkı Atay

  • Ateşle yok etmek

    Çöpleri yakmak.

  • Işık vermesini sağlamak

    Mavi ışıklı ispirto lambalarını yakarlar. - Sait Faik Abasıyanık

  • Isı etkisiyle zarar vermek

    Eteği ütülerken yaktı.

  • Keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek

    Biber ağzı yakar.

  • Yanıyormuş gibi bir etki yapmak

    Hekime daima şarabın midelerini yaktığından bahsederler. - Falih Rıfkı Atay

  • Kurutmak, zarar vermek

    Fırtına ekinleri yakmıştı. - Sait Faik Abasıyanık

[nesnesiz]

  • Çok sıcak olmak

    Bugün güneş yakıyor.

  • Karartmak

    Güneşte vücudunu yaktı.

  • Çok üşütmek

    Soğuk rüzgâr insanın yüzünü yakıyor.

[tıp]

  • Tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak

[mecaz]

  • Silahla vurmak

[mecaz]

  • Yıkıma, zarara yol açmak, büyük bir zarara uğratmak, mahvetmek

    Gözü mavi, boyu kısa, kendi muhacir olmasın. Ne olursa olsun makbulüm. Aman bu üçüne dikkat et. Beni yakma. - Ömer Seyfettin

[mecaz]

  • Güçlü sevgi uyandırmak

[mecaz]

  • Zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek

    Biletini ve tatilini yaktı.

Ata Sözleri ve Deyimler

  • yakıp yıkmak

Birleşik Kelimeler: yakan top, yakar top

[nesnesiz]

  • Türkü, ağıt vb. düzenlemek, bestelemek