Aze ile Biten Kelimeler

AZE ile biten 11 kelime bulunuyor. Sonu AZE olan kelime listesi ve kelime anlamları.

Ayrıca, "Aze ile başlayan kelimeler. İçinde aze olan kelimeler." içeriklerine bakabilirsiniz.

8 Harfli Kelimeler

TERÜTAZE13, KAMİKAZE12

7 Harfli Kelimeler

KRUVAZE17, YELPAZE16, TAPTAZE14

6 Harfli Kelimeler

KEPAZE13, ŞİRAZE12, CENAZE12, ENDAZE11

5 Harfli Kelimeler

EVAZE14

4 Harfli Kelimeler

TAZE7

TAZE (Kelime Kökeni: Farsça tāze)

[sıfat]

  • Bozulmamış, bayatlamamış olan

    Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum. - Yusuf Ziya Ortaç

  • Dinç, yıpranmamış, yorulmamış

    Yüzü taze, taravetli ve güzeldi. - Memduh Şevket Esendal

  • Kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı

    Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu. - Memduh Şevket Esendal

[mecaz]

  • Yeni, zamanı geçmemiş

    Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü. - Halikarnas Balıkçısı

[isim]

[mecaz]

  • Genç kadın

    Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor. - Ömer Seyfettin

Ata Sözleri ve Deyimler

  • taze ot görmüş eşek gibi

Birleşik Kelimeler: taze fasulye, tazekan, taze para, taze soğan, her dem taze, terütaze

ENDAZE (Kelime Kökeni: Farsça endāze)

[isim]

[eskimiş]

  • 65 santimetrelik uzunluk ölçüsü

    Birader, bir ağızlık kullanıyor, nah, asgari bir endaze boyunda. - Attila İlhan

[mecaz]

  • Ölçü

    Mehmetçiğin makamını şan ve şerefle ölçebilecek, ne bir tartı ne bir endaze ne bir kıyas, ne bir mikyas vardır. - Necip Fazıl Kısakürek

Ata Sözleri ve Deyimler

  • endazeyi kaçırmak
  • endazeyi şaşırmak

KAMİKAZE (Kelime Kökeni: İngilizce kamikaze)

[isim]

[askerlik]

  • İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japonların kullandığı intihar uçağı

ŞİRAZE (Kelime Kökeni: Farsça şīrāze)

[isim]

  • Ciltçilikte, kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit

[spor]

  • Pehlivan kispetinin paçası

Ata Sözleri ve Deyimler

  • şirazeden çıkmak

Birleşik Kelimeler: şirazesi bozuk

CENAZE (Kelime Kökeni: Arapça cenāze)

[isim]

  • Kefenlenip tabuta konmuş, gömülmeye hazırlanmış insan ölüsü
  • Ölü, ölmüş kimse

    Evden iki sene içinde üç cenaze çıkmıştı. - Peyami Safa

  • Cenaze töreni

Ata Sözleri ve Deyimler

  • cenaze gibi
  • cenazeyi kaldırmak

Birleşik Kelimeler: cenaze alayı, cenaze duası, cenaze levazımatı, cenaze merasimi, cenaze namazı, cenaze töreni, canlı cenaze

TERÜTAZE (Kelime Kökeni: Farsça ter + tāze)

[sıfat]

[eskimiş]

  • Çok taze, körpe

    Frenk illerinde ... tenorların akbabaya dönmüş, kartlaşmışlarına bile terütaze kızlar gönül verirlermiş. - Refik Halit Karay

[zarf]

  • Dinç bir biçimde

    İkinci yarıda herkesin dili bir karış dışarı çıktığı, maraza aradığı, çamurlaştığı zaman, seninki, oyuna yeni girmiş gibi terütaze koşar durur. - Haldun Taner

KEPAZE (Kelime Kökeni: Farsça kepāẕe)

[sıfat]

  • Niteliksiz, değersiz

    Hele o İspanyol nezlesi, illetlerin en kepazesi... - Hüseyin Rahmi Gürpınar

  • Utanmaz, rezil

    Bu oğlan bir kadın seviyor, çok uygunsuz, kepaze bir kadın. - Hüseyin Rahmi Gürpınar

  • Gülünç

[isim]

[eskimiş]

  • Talim yaparken kullanılan gevşek ok yayı

Ata Sözleri ve Deyimler

  • kepaze etmek
  • kepaze olmak

TAPTAZE

[sıfat]

  • Çok taze

    Hepsi de tavuğun dibinden sabah sabah çıkmış, taptazedir. - Ercüment Ekrem Talu

[zarf]

[mecaz]

  • Bozulmadan, değerinden bir şey yitirmeyerek

    Ama bu güzel, bu ince hatıra, bütün acılığı ve bütün tatlılığı ile içinde taptaze duruyor. - Yusuf Ziya Ortaç

EVAZE (Kelime Kökeni: Fransızca évasé)

[sıfat]

  • Etek ucuna doğru genişleyen (giysi)

    Evaze etek.

YELPAZE

[isim]

  • Sallandığında küçük bir hava akımı yapan ve özellikle yüzü serinletmeye yarayan, katlanabilir, taşınabilir araç

    Sarayında olduğu gibi başının üzerinde uzun saplı yelpazelerin serinletici nazik havasını istermiş. - Refik Halit Karay

[sıfat]

  • Bu biçimde olan

    Yelpaze merdiven.

[mecaz]

  • Çeşitlilik

Birleşik Kelimeler: dümen yelpazesi, tavukyelpazesi, ürün yelpazesi

KRUVAZE (Kelime Kökeni: Fransızca croisé)

[sıfat]

  • Ön parçaları birbiri üzerine gelecek biçimde yapılan (ceket, yelek)

    Bir kruvaze yelek giymiş: Ön cepleri büyük. - Sait Faik Abasıyanık