Ö Harfleri İle Başlayan Kelimeler

Ö ile başlayan 675 türkçe kelime bulundu.Kelimelen.com kelime bulucu yu kelimelik kelime hilesi olarakta kullanabilirsiniz.


Ö ile başlayan Harf Sayısına Göre Kelime Listesi


15 Harfli Kelimeler

ÖDEVLENDİRİLMEK, ÖDÜLLENDİRİLMEK, ÖKSÜZSEVİNDİREN, ÖLÜMSÜZLEŞTİRME, ÖRGÜTLENDİRİLME, ÖZELLEŞTİRİLMEK, ÖZLEŞTİRMECİLİK

14 Harfli Kelimeler

ÖDEVLENDİRİLME, ÖDÜLLENDİRİLME, ÖLMEZLEŞTİRMEK, ÖRGÜTLENDİRMEK, ÖRNEKLENDİRMEK, ÖRÜMCEĞİMSİLER, ÖZDEŞLEŞTİRMEK, ÖZELLEŞTİRİLME, ÖZERKLEŞTİRMEK, ÖZGÜNLEŞTİRMEK, ÖZGÜRLEŞTİRMEK, ÖZGÜRLÜKSÜZLÜK

13 Harfli Kelimeler

ÖDEVLENDİRMEK, ÖDÜLLENDİRMEK, ÖFKELENDİRMEK, ÖLÇÜLENDİRMEK, ÖLMEZLEŞTİRME, ÖLÜMSÜZLEŞMEK, ÖRGÜTLENDİRME, ÖRNEKLENDİRME, ÖRÜMCEKLENMEK, ÖTLEĞENGİLLER, ÖTÜMSÜZLEŞMEK, ÖVÜNDÜRÜCÜLÜK, ÖYKÜLEŞTİRMEK, ÖZDEŞLEŞTİRME, ÖZELLEŞTİRMEK, ÖZERKLEŞTİRME, ÖZGÜNLEŞTİRME, ÖZGÜRLEŞTİRME, ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK

12 Harfli Kelimeler

ÖDENEKSİZLİK, ÖDEVLENDİRME, ÖDÜLLENDİRME, ÖFKELENDİRME, ÖGLENAGİLLER, ÖKSÜZDOYURAN, ÖLÇÜLENDİRME, ÖLÜMSÜZLEŞME, ÖNEMSEMEZLİK, ÖRÜMCEKLENME, ÖTÜMLÜLEŞMEK, ÖTÜMSÜZLEŞME, ÖYKÜLEŞTİRME, ÖYKÜNMECİLİK, ÖZELLEŞTİRME, ÖZENDİRİLMEK, ÖZLEŞTİRMECİ

11 Harfli Kelimeler

ÖDÜNÇLENMEK, ÖDÜNÇLEŞMEK, ÖĞRETİCİLİK, ÖĞRETMENEVİ, ÖĞRETMENLİK, ÖLÇEKSİZLİK, ÖLÇÜŞTÜRMEK, ÖLÇÜTSÜZLÜK, ÖLDÜRÜCÜLÜK, ÖNLEYİCİLİK, ÖRDEKGAGASI, ÖRDEKGİLLER, ÖRGÜTLENMEK, ÖRGÜTLEŞMEK, ÖRGÜTSÜZLÜK, ÖRNEKLENMEK, ÖRTÜŞTÜRMEK, ÖTÜMLÜLEŞME, ÖZDEŞLEŞMEK, ÖZDEŞTİRMEK, ÖZENDİRİLME, ÖZENTİCİLİK, ÖZERKLEŞMEK, ÖZGÜNLEŞMEK, ÖZGÜRLEŞMEK, ÖZGÜRLÜKSÜZ, ÖZLEŞTİRMEK Devamını Gör

10 Harfli Kelimeler

ÖBEKLENMEK, ÖBEKLEŞMEK, ÖDÜNÇLEMEK, ÖDÜNÇLENME, ÖDÜNÇLEŞME, ÖDÜNSÜZLÜK, ÖFKELENMEK, ÖFKESİZLİK, ÖĞRENCELİK, ÖĞRENCİLİK, ÖĞRENİLMEK, ÖĞRETİLMEK, ÖĞÜRLEŞMEK, ÖĞÜRTLEMEK, ÖLÇÜMLEMEK, ÖLÇÜSÜZLÜK, ÖLÇÜŞTÜRME, ÖLDÜRESİYE, ÖLDÜRÜLMEK, ÖLÜMSÜZLÜK, ÖMRÜBİLLAH, ÖNCESİZLİK, ÖNEMSENMEK, ÖNEMSETMEK, ÖNEMSİZLİK, ÖNGÖRÜLMEK, ÖRGÜTÇÜLÜK, ÖRGÜTLEMEK, ÖRGÜTLENİŞ, Devamını Gör

9 Harfli Kelimeler

ÖBEKLENME, ÖBEKLEŞME, ÖDENEKSİZ, ÖDÜNÇLEME, ÖDÜNLEMEK, ÖDYOMETRE, ÖFKELENİŞ, ÖFKELENME, ÖĞLENLERİ, ÖĞLEÜZERİ, ÖĞRENİLME, ÖĞRENİMLİ, ÖĞRETİLME, ÖĞÜRLEŞME, ÖĞÜRTLEME, ÖĞÜTÇÜLÜK, ÖĞÜTLEMEK, ÖĞÜTÜLMEK, ÖKSELEMEK, ÖKSÜRTMEK, ÖKSÜRTÜCÜ, ÖKSÜRÜKLÜ, ÖKÜZBURNU, ÖLÇTÜRMEK, ÖLÇÜCÜLÜK, ÖLÇÜLÜLÜK, ÖLÇÜMLEME, ÖLDÜRTMEK, ÖLDÜRÜLME, Devamını Gör

8 Harfli Kelimeler

ÖBÜRLERİ, ÖÇLENMEK, ÖDENEKLİ, ÖDLEKLİK, ÖDÜNLEME, ÖĞLEÜSTÜ, ÖĞRENMEK, ÖĞRETİCİ, ÖĞRETMEK, ÖĞRETMEN, ÖĞÜRTMEK, ÖĞÜRTÜCÜ, ÖĞÜTLEME, ÖĞÜTÜLME, ÖĞÜTÜLÜŞ, ÖKSELEME, ÖKSÜRMEK, ÖKSÜRTME, ÖKSÜZLÜK, ÖKÜZDİLİ, ÖKÜZGÖZÜ, ÖLÇEKSİZ, ÖLÇERMEK, ÖLÇTÜRME, ÖLÇÜLMEK, ÖLÇÜNMEK, ÖLÇÜŞMEK, ÖLÇÜTSÜZ, ÖLDÜRMEK, Devamını Gör

7 Harfli Kelimeler

ÖÇLENME, ÖDEMELİ, ÖDENMEK, ÖDEŞMEK, ÖDETMEK, ÖDEVCİL, ÖDLEKÇE, ÖDÜNSÜZ, ÖFKESİZ, ÖĞLENCİ, ÖĞLENDE, ÖĞLEYİN, ÖĞRENCİ, ÖĞRENİM, ÖĞRENİŞ, ÖĞRENME, ÖĞRETİM, ÖĞRETİŞ, ÖĞRETME, ÖĞÜRLÜK, ÖĞÜRMEK, ÖĞÜRTME, ÖĞÜTMEK, ÖĞÜTÜCÜ, ÖKÇESİZ, ÖKSEMEK, ÖKSÜRME, ÖKSÜRÜK, ÖKSÜRÜŞ, Devamını Gör

6 Harfli Kelimeler

ÖBÜRKÜ, ÖDEMEK, ÖDEMİŞ, ÖDEMLİ, ÖDENCE, ÖDENEK, ÖDENİŞ, ÖDENME, ÖDENTİ, ÖDEŞME, ÖDETME, ÖDEVLİ, ÖDÜNCÜ, ÖDÜNLÜ, ÖFKELİ, ÖGLENA, ÖĞRETİ, ÖĞÜRME, ÖĞÜRTÜ, ÖĞÜRÜŞ, ÖĞÜTÇÜ, ÖĞÜTME, ÖĞÜTÜŞ, ÖKÇELİ, ÖKELİK, ÖKSEME, ÖLÇMEK, ÖLÇÜCÜ, ÖLÇÜLÜ, Devamını Gör

5 Harfli Kelimeler

ÖBÜRÜ, ÖDEME, ÖDLEK, ÖDÜNÇ, ÖĞLEN, ÖĞREK, ÖKSÜZ, ÖLÇEK, ÖLÇER, ÖLÇME, ÖLÇÜM, ÖLÇÜN, ÖLÇÜŞ, ÖLÇÜT, ÖLGÜN, ÖLMEK, ÖLMEZ, ÖLMÜŞ, ÖNCEL, ÖNCÜL, ÖNDER, ÖNERİ, ÖNEZE, ÖNLEM, ÖNLÜK, ÖNSEL, ÖPMEK, ÖRCİN, ÖRDEK, Devamını Gör

4 Harfli Kelimeler

ÖBEK, ÖBÜR, ÖÇLÜ, ÖDEM, ÖDEV, ÖDÜL, ÖDÜN, ÖFKE, ÖĞLE, ÖĞÜN, ÖĞÜR, ÖĞÜT, ÖKÇE, ÖKSE, ÖKÜZ, ÖLÇÜ, ÖLET, ÖLME, ÖLÜK, ÖLÜM, ÖLÜŞ, ÖMÜR, ÖNCE, ÖNCÜ, ÖNEL, ÖNEM, ÖPME, ÖPÜŞ, ÖREK, Devamını Gör

3 Harfli Kelimeler

ÖCÜ, ÖGE, ÖHÖ, ÖKE, ÖLÜ, ÖRF, ÖRK, ÖRS, ÖRÜ, ÖTE, ÖZE

2 Harfli Kelimeler

ÖÇ, ÖD, ÖF, ÖN, ÖZ


ÖÇ


[isim]
  • Kötü bir davranış veya sözü cezalandırmak için kötülükle karşılık verme isteği ve işi, intikam

    Bunda da biraz öç, biraz nispet, biraz kurum arzusu vardır. - Aka Gündüz

Ata Sözleri ve Deyimler

  • öç (veya öcünü) almak (veya çıkarmak)


ÖD


[isim]
  • Safra (II)

Ata Sözleri ve Deyimler

  • ödü bokuna karışmak
  • ödü kopmak (veya patlamak)
  • ödünü koparmak (veya patlatmak)

Birleşik Kelimeler: öd kanalı, öd kesesi, sığırödü

[bitki bilimi]
  • Öd ağacı
  • Bu ağacın kıyılmış parçalarından yapılan tütsü

    Derinlerden gelen öd ve günlük kokuları etrafı ve havayı sardı. - Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Birleşik Kelimeler: öd ağacı


ÖF


[ünlem]
  • Usanç, bezginlik, tiksinti vb. duygular anlatan bir söz

    Öf, ne kaba adam! Öf, ne pis koku!


ÖN


[isim]
  • Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı

    Arabam bir gece kulübünün önünde duruyor. - Ahmet Ümit

  • Bir şeyin esas tutulan yüzünün baktığı yer, karşı

    Altmış yaşında anamın önünde sigara içmek istemezdim. - Burhan Felek

  • Bir kimsenin ilerisi

    Bir aralık önümüzden şarkı sesleri geldi. - Sait Faik Abasıyanık

  • Yakın gelecek zaman

    Önümüz kış.

  • Giyeceklerin genellikle göğsü örten bölümü

    Uçuk siyah renkli çarşaf pelerinin önü açık. - Peyami Safa

  • Önce olan, ilk

    Ön söz. Ön görüşme.

  • Civar, yöre

    Kanlıca önlerine geldiler.

[sıfat]
  • Benzerler arasında bakılan veya gidilen yönde olan

    Ben, Anafartalar'da Mustafa Kemal'in bulunduğu en ön siperlerde de kurşun attım. - Aka Gündüz

Ata Sözleri ve Deyimler

  • önde gelmek
  • öne almak
  • öne çıkmak
  • öne düşmek
  • öne sermek
  • öne sürmek
  • önü alınmak
  • önünde ardında gidilmez
  • önüne arkasına bakmadan
  • önüne bakmak
  • önüne bir kemik atmak
  • önüne çıkmak
  • önüne dikilmek
  • önüne düşmek
  • önüne geçmek
  • önüne gelen
  • önüne geleni kapar, ardına geleni teper
  • önüne katmak
  • önünü almak
  • önünü ardını düşünmemek
  • önünü kesmek

Birleşik Kelimeler: ön ad, ön buharlaşma, ön büro, ön alım, ön avurt, önayak, ön ayak, ön belirti, ön bilgi, ön çalışma, ön damak, ön denetim, ön deyi, ön deyiş, ön doğru, ön ek, ön eleme, ön göğüs, öngörmek, öngörü, öngörülmek, ön gösterim, ön gün, ön hekim, ön içki, ön izleme, ön kabul, ön kayıt, ön kesinti, ön kol, ön koşul, ön lisans, ön oda, ön oluş, ön ödeme, ön proje, ön rapor, ön seçici, ön seçim, ön ses, ön sevişme, önsezi, ön soruşturma, ön söz, ön sözleşme, ön şart, ön tasar, ön tasım, ön teker, ön uyum, ön vurgu, ön yargı, ön yaylak, ön yüzbaşı, önden çekişli, önü sıra, önünde sonunda, göz önü, başı önünde, göz önünde


ÖZ


[isim] [felsefe]
  • Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun, varoluş karşıtı

    Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti. - Haldun Taner

  • `Kendine, kendi kendini` anlamlarında birleşik kelimeler türeten bir söz

    Öz eleştiri, öz yönetim.

  • Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, zübde, ekstre

    Karaciğer özü. Meyve özü. Mısır özü.

  • Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
[zamir]
  • Kendi, zat

    Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme - Karacaoğlan

[mecaz]
  • Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde

    Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde. - Aka Gündüz

[bitki bilimi]
  • Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm

    Ağacın çürüğü özünden olur / Yiğidin iyisi sözünden olur - Halk türküsü

Ata Sözleri ve Deyimler

  • özü sözü bir (olmak)

Birleşik Kelimeler: öz bağışıklık, öz belirtim, özbeöz, öz beslenme, öz denetim, öz devim, öz devinim, özdeyiş, öz dışı, öz dikeni, öz direnç, öz eleştiri, özezer, öz geçmiş, öz güven, öz ısı, öz ışın, öz indükleme, özişler, öz itme, öz kaynak, öz kedi balığıgiller, öz kesit, öz odun, öz öğrenim, öz saygı, özsever, öz su, öz tahta, özveren, özveri, öz yapı, öz yaşam, öz yönetim, kaçık öz, bal özü, budak özü, diş özü, mantar özü, mısır özü, odun özü

[sıfat]
  • Kan bağı ile bağlı olan, üvey olmayan

    Size öz evladım gibi davranacağım. - Ayşe Kulin

  • İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı(I)

Birleşik Kelimeler: öz kardeş

[isim] [halk ağzında]
  • Dere, çay
  • Sulak, verimli yer

ÖCÜ


[isim]
  • Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş hayalî yaratık, umacı

ÖGE


[isim]
  • Bir bütünü oluşturan, bütünden ayrıştırıldığında da kendi başına anlam taşıyan parça, unsur
  • Başka şeylerin kendisinden türediği ilk madde, ilke, unsur
  • Gerekçe, araç

    O savaşı başarıya ulaştıran en kuvvetli öge, ne yabancıdan gördüğümüz yardım ne de bugünkü özel girişimcilerin gayretleridir. - Necati Cumalı

[kimya]
  • Birleşik bir şeyi oluşturan basit şeylerden her biri, unsur, eleman
[dil bilgisi]
  • Bir cümleyi oluşturan özne, yüklem, tümleç vb. birimlerden her biri
[toplum bilimi] [mantık]
  • Bir sınıf veya bir topluluğun bireylerinden her biri

Birleşik Kelimeler: inorganik öge, organik öge


ÖHÖ


[isim]
  • Bir kimsenin kendi varlığını belli etmek, söylenen bir şey üzerine dikkat çekmek, birine takılmak vb. amaçlarla öksürür gibi yaparak çıkardığı ses

ÖKE


[isim]
  • Deha sahibi kimse, dâhi

ÖLÜ


[sıfat]
  • Hayatı sona ermiş, artık yaşamıyor olan, meyyit, morto, diri karşıtı
[isim]
  • Ölmüş insan, mevta, meyyit, müteveffa

    Onu denizden çıkarmak istediler ama biri, müstantik ve doktor gelmeyince ölülere dokunulmaz, diyince bu işten vazgeçtiler. - Halikarnas Balıkçısı

[isim]
  • Hayvan leşi

    Tavuk ölüsü.

[mecaz]
  • Gücü az, zayıf

    Ölü kandil.

[mecaz]
  • Çok durgun, hareketsiz

    Ölü kentler, boş kaleler, eski saraylar. - Necati Cumalı

[mecaz]
  • Etkileme gücü olmayan, canlılığı olmayan

    Ölü bir konuşması var.

Ata Sözleri ve Deyimler

  • ölü gibi
  • ölü gözü gibi
  • ölü gözü kadar
  • ölü gözünden yaş ummak
  • ölümü gör (veya öp)
  • ölüsü bile yetmek
  • ölüsü ortada kalmak
  • ölüyü güldürmek

Birleşik Kelimeler: ölü açı, ölü açımı, ölü dalga, ölü deniz, ölü dil, ölüdoğa, ölü doğum, ölü doku, ölüevi, ölü fiyatına, ölü helvası, ölü mevsim, ölü nokta, ölü örtü, ölü renk, ölü saat, ölü salı, ölü sessizliği, ölü sevici, ölü sezon, ölü soyucu, ölü top, ölü yatırım, ölü yemeği, ölü yıkama, ölü zaman, ölüsü kandilli, ölüsü kınalı


ÖRF (Kelime Kökeni: Arapça ʿurf)


[isim]
  • Yasalarla belirlenmeyen, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek

    Allah'a şükür, Türk halkı kendi diline, dinine, örf ve âdetlerine hâlâ bağlıdır. - Mehmet Kaplan


ÖRK


[isim] [halk ağzında]
  • Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip, örük

ÖRS


[isim]
  • Biçimleri yapılacak işe göre değişen, üzerinde maden dövülen, çelik yüzeyli, demir araç

    Demir yalım gibi kızarmıştı. Küçücük örsünün üstüne koydu, dövmeye başladı. - Yaşar Kemal

  • Üzerine çivi çakılacak ayakkabı geçirilen kunduracı gereci

Ata Sözleri ve Deyimler

  • örs ve çekiç arasında kalmak

Birleşik Kelimeler: örs kemiği


ÖRÜ


[isim]
  • Örme işi
[halk ağzında]
  • Yama olarak yapılan örgü
[halk ağzında]
  • Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set
[isim] [halk ağzında]
  • Otlak

Birleşik Kelimeler: besi örü


ÖTE


[isim]
  • Konuşanın temel olarak aldığı bir şeyden daha uzak olan yer veya şey, mavera, beri karşıtı

    Köşklerin biraz ötesinde köy kulübelerine benzer derme çatma evler görülürdü. - Ruşen Eşref Ünaydın

  • Bir şeyin arkadan gelen bölümü

    İşin ötesi kolay.

[sıfat]
  • Bulunulan yere göre karşı yanda olan

    Evimizin bir yanı bahçe, öte yanı sokaktı. - Memduh Şevket Esendal

[sıfat]
  • Daha fazla, çok

    Güzel olduğu pek iddia edilmezdi ama güzellikten de öte güçlü bir çekiciliği vardı. - Haldun Taner

  • Dış

    Sınır ötesi.

Ata Sözleri ve Deyimler

  • ötesi var mı?
  • ötesi yok

Birleşik Kelimeler: öteberi, öte gün, öte yandan, ötede beride, öteden beri, öteden beriden, ötesi berisi, ötesinde berisinde, öteye beriye, öteyi beriyi, enöte, günöte, yeröte, doğaötesi, fizikötesi, kızılötesi, morötesi, ruhötesi, ulusötesi